Thursday, 27 April 2017

Yabancı Bir Ülkede yada Ülkemizde Ebeveynler ve Ana Okuluna Başlayan Çocuklar için Müthiş Bilgiler / Sadece Bu da Değil Hepimiz İçin Faydalı Bilgiler...

Hindistan Mumbai'den Merhabalar,

Geldiğimizin 3. haftası ve 3. Pazartesi'si olan 16.01.2017 tarihinde Ali Kerem'i, yaptığımız okul araştırmaları neticesinde en uygun fiyatlı, eve ve işe en yakın olan, konum ve yer olarak da bir çocuğu mutlu edebilecek bir bahçe, açık alan ve sistematik bir düzene sahip ve yine uluslararası bir okul olan Alman Okulu'na verdik.


Okula verdik deyince de yanlış anlaşılmasın, ana okuluna verdik :) Türkçe'den başka bir dil bilmeyen, bilmediği ülkede, bilmediği okulda, bilmediği arkadaşlar ve öğretmenlerle yeni bir düzene adapte olmasını sağlamaya çalışmakla başladı ilk günlerimiz....

                                             


Bu süreçte yaşadıklarımızı özetlemek, öğrendiklerimizi anlatmak, çıkardığımız sonuçları paylaşmak adına da bu yazıyı şimdi sizlerle paylaşıyorum. İlla çocuğunuzun yabancı bir ülkede olması gerekmiyor aslında bazı ana sonuçlara varmak için, bu yüzden herkesin okuyup, kendince ders çıkarabileceği,başka bir ülkeye taşınma yada taşınmış olan ebeveynlerinde yaşadığı sorunlara ışık tutabileceği çok güzel şeyler var bu yazımda. Hem okullar için, hem çocuklar için ve hem de tabii ki biz ebeveynler için...

.....



Hem de hiç kolay olmadan başlamışken...

1. Gün:

" Kesinlikle okula gitmeyeceğim Anne..."
"Beni evde bırakın siz ne yaparsanız yapın!!!"
"Ben buradaki hiç bir okulu sevmedim."
......


Biraz sınıfta takıldıktan sonra, yavaş yavaş yanından ayrılmaya başladım. Okulun lobisinde bekliyordum onu, çok sık aralıklarla da olsa, gelip beni görüp kimi zaman sınıfa gidiyor, kimi zamanda beni de peşinde sürüklüyordu sınıfa...


2. Gün:

Tesadüfen okulun yıllığı için toplu okul fotoğraf çekiminin yapıldığı gündü bugün. Hem sınıflar ayrı ayrı hem de bütün okul bir arada çekiliyordu. Yeni öğretmeni çok zorladı ve benim de ikna etmemi istedi bu karelerde yer alması için ama maalesef yer almadığı gibi, toplu çekilen fotoğrafı da berbat etmek için kucağımda tepiniyordu. 

Sınıfının çekildiği fotoğrafta yer aldı mı? Tabii ki de kocaman bir "HAYIR" ...

Neyse yer alıp almaması değildi zaten sorun. Sorun, bu hırçınlığı, durumu kabullenememesi, hem kendini hem de bizleri yıpratıyor olmasıydı. 

Bugün neredeyse benden hiç ayrılmadı. Yapışık ikizler gibi geziyorduk okulda ve çok huysuzdu.

İşte tam da bugün okulun lobisinde oturmuş, hüngür hüngür ağlıyordum. Allah'ım nasıl kalkacağım böyle bir yükün altından, nasıl bu çocuk bilmediği dilde kendini ifade bile edemeden her şeye kolayca adapte olacak, nasıl aşacağız bu sorunu, nasıl, nasıl, nasıl ??? Türlü türlü sorular vardı kafamda. Kendimi hiç olmadığım kadar çaresiz hissediyordum...

3.Gün:

Dünkü kabusun ardından, bugün çok endişeliydim. Gene aynı taktikle, lobide oturarak, okulda yalnız bırakılmadığı hissini vermeye çalıştım. Geldi-gitti-baktı ve emin oldu ki, oradayım, bu sefer geliş-gidiş sürelerini uzatmaya başladı. 1-1,5 saat  kadar yanıma gelmez oldu...

Bu bile çok büyük bir başarı idi bizim için ilk etapta. Sanki bugün biraz daha mı iyiydi, bilemedim. Öğretmeni sakin olun, siz böyle panik yaptıkça o da panik yapıyor, siz tedirginlik ve şüphe ile yaklaştıkça o da böyle yaklaşıyor dedi. 

Evet. Belki de haklıydı. Derin derin nefes alıp, sakin olmak, lokmaları küçük küçük yiyip, iyi sindirmek lazımdı.

4.Gün:

Aklıma kendimce çok parlak bir fikir sandığım bir şey geldi. Buraya geleli 3 hafta olmuştu ama Türkiye'den de hasta hasta geldiğim ve burada daha da çok depreşen hastalığımı kullanarak, Ali Kerem'e hastaneye gidip doktora gözükmem gerektiğini, ilaç almam gerektiğini ve belki de beni serumla beslemeleri gerektiğini ve bu süreçte beni uslu uslu okulda beklemesi gerektiğini söyledim. 

Kabul etmek zorunda kaldı.

Fikrim mi? Tartışılır kabul. Ama henüz yargılamayın sonunu okumadan !!!

Sabah 08:40 okula bıraktım ve yalandan hastaneye gitmek üzere ayrıldım. 09:10 Güvenlik'in dediğine göre lobiye gelip bakmış, bulamayınca geri dönmüş. Saat 11:30 Tekrar gelip beni aramış, bulamayınca 10 dk lobide ağlamış. Ben saat 12:00'de gittiğimde kucağıma atlayarak, hemen okuldan uzaklaşmak istyiyordu. Kendince okuldaki vakti dolmuştu.

5. Gün:

Gene aynı taktik, doktor bekliyor, ilaç vaktim geldi. Gidip ilaçlarımı almam ve tahlil yaptırmam gerekli idi. Kucaklaşarak ayrıldık.

Saat 10:30'da gelen küçük bir kriz, okuldan telefon. Hemen gelin...

Kendi oynadığı oyuncaklarla başka çocukların oynamasını istemiyor. Arkadaşının kafasına vurdu (ben okula gittiğimde direk okulun danışma ofisine aldılar. Çocuğun kafaya bu sırada öğretmen buz torbası koyuyor, şişmesin diye....), iki arkadaşını da ittirdi. Lütfen evde sıkı bir konuşma yapın. Ve kuralları tekrar hatırlatın.

İçine öküz oturmuş, vaktinden önce okuldan çocuğuyla ayrılan annenin dramı.

2. Haftaya Başlangıç;

6. Gün: 

Aman oğlum, yapma oğlum, etme oğlum....

"Ama anne Efe hep böyle yapıyordu. Efe kim oğlum? Eski okuldaki sınıftaki arkadaşım anne... Herkesi ittiriyor, vuruyor, kötü davranıyordu..."

-Oğlum burada Efe yok. Burası başka okul, başka sınıf, başka arkadaşlar, başka öğretmenlerle dolu... Unut Efe'yi ve eski okulunu o zaman... Buradaki hayata ve şartlara uyum sağlamak, herkese saygılı davranmak ve iyilikle yaklaşmalısın.

Zor bir vedalaşma, gene hastaneye gidiş bahanesi. Ama aslında benim içinde ilk iş günü...

Sanki biraz daha iyi ama ... bilemediğim bir ama... Okul bahçesinde beklemeye karar verdim bugün, gizli saklı. Sanki kuşların homurdanmasını, Ali Kerem'in çığlık ve ağlamaları ile karıştırıyor gibiydim. Nasıl yüreğimde çırpışan kelebekler vardı, anlatamam. Her kaçmak istediklerinde duvarlara çarpıp, yere yapışan, sendeleyen, şaşkına dönen ve panik yapan kelebekler... Nasıl koruyabilirdim onları bilememek, bilememenin verdiği şaşkınlık, heyecan, korku, üzüntü, sıkıntı, dahası, çokçası...

Bir de beni düşünün, hangi birine yanayım. Ali Kerem ve okul problemi, evde küçük bir bebek ve bakıcı problemi ve hepsinin üzerine bir de yeni bir iş hayatı.

İşte tam da bugün dedim ki, Allah'ım karşılaştırmadığın, daha kötüsü olabileceğini düşünmek bile istemediğim ama hiç de kolay pes etmeme rağmen, yuhhh bu kadarı da çok diyip, alıp başımı kaçmak istediğim bir gün...

Allah'tan yine yanımızda ananemiz vardı da, içim evdeki küçük oğlan için rahattı. Evdeki son durumda, yarım gün ev işlerini yapacak, kalan yarım günde Ali Kerem okuldan gelince sadece onunla ilgilenecek bir bayan bulmuş, ancak hala Mazhar için yatılı bir bakıcı arayışımızın devam ettiği bir dönemdeydik.

* Yanlış anlaşılmasın iki bayan çok gibi gözükebilir ancak burada iş gücü ve bayanların fiyatları oldukça ucuz. Yani şöyle söyleyeyim, biri kalmalı, biri sabah gelip akşam giden bir bayana (cumartesi de dahil), İstanbul'da verdiğim bir kadın parasını veriyorum. Ayrıca bizim Ali Kerem başlı başına bir olay olduğu için, bir kadının hem Ali Kerem'e hem de Mazhar'a bakması mümkün değil zaten.

7. Gün:

Sanki daha hevesli, istekli,mutlu olmayı öğrenebilmeye çalışan, heyecanlı bir Ali Kerem...

Sorunsuz bir gün.

8. Gün:

Okulda küçük bir kaç sorun daha. Öğretmeninden dinlediğim tonlarca saatteki konuşmanın özeti;

  • Her istediğini yapamayacağını bilmeli, öğretilmeli,
  • Sizleri dinlemeli ve ikinizin de aynı derecede istikrar sergilemesi,
  • Sonsuz kez söylediği gibi; okul kuralları yeniden kendisine anlatılmalı,
  • Sınıftaki arkadaş canlısı, ılımlı ve barışçıl çocukların; onun da oyununa katılmaları için verilmesi gereken öğütler,
  • Kötü davranışlar sergilememesi için; bugüne dair küçük bir ceza (ödül vermemek, sevdiği çizgi filmi izletmemek,sevdiği oyuncakla oynatmamak gibi,...)
  • ........
Hmmm... Tam da biz Türk'lerin hep yapmaya çalıştığı ama başaramadığı, her anne-babanın kitaplardan okuyarak çocuk terbiye etmeye çalıştıkları, hep bir özenti ile en ünlü psikolog-pedagog ve doktorlardan aldığı ve altın cümleler sandığımız şeyleri uygulamaya çalıştığımızda, karşılaştığımız ilk zorluktaki pes etmelerimiz, altı üstü bir çocuk bile yetiştirmeyi başaramamızdaki zorlukların temeli değil mi tüm bunlar.... Sonra bir de demez miyiz? Ay bu Avrupalı'lar nasıl çocuk yetiştiriyor, bak hiç sofrada yemek yerken kalkıyor mu?, bağırıp çağırıyor mu? Sesi çıkıyor mu hiç?.... Oysaki hangi ülke vatandaşı bizim Türk'ler gibi çocuklarımıza verdiğimiz sevginin bilmem kaçta kaçını çocuklara veriyor? Öyle değil mi?....

Yaaaa işte hep bunlar aklıma "dan dan" bastırıldı kafama... Her bir şeylerine özendiğimiz, onlar gibi olmaya çalıştığımız Avrupalı'lardan her şeyi kopya edip transfer etmeyi başarmaya çalışan bizler, niye onların çocuk yetiştirme tarzlarına hep bir karşı gibi durup, sonra da onların çocuklarına özenir ve uzaktan içli içli çocuklarımızın da onlar gibi davranıp, öyle olmasını isteriz ki....

Ben bugün bunun nedenini bir kez daha anladım. 3-4 yaş grubu ülkeler arası (Japonya, Çin, Kore, Avustralya, Kahire, Hindistan, Kuveyt, İngiliz,....) Ali Kerem'in sınıf arkadaşı çocukların temelinde yatan ve bizlerin kaçırdığı şu noktalar var altı çizilmesi gereken;

  • Anne ve Baba aynı doğrultuda istikrarlı olmalı
  • Çocuk da olsa hakları öğretilip, haklarının savunmasına teşvik edilmeli
  • Tepkilerini fiziksel değil, sözlü yapabilmeyi bilmeli
  • Fiziksel bir kötü hareketin, tüm ortamlarda ne kadar ayıp ve suç işleyici bir hareket olduğu bilincine eriştirilmeli
  • Kötü ve yanlış bir davranış sergilediğinde ceza almayı ve aldığı cezayı uygulamayı bilmeli
  • Sonsuz sevgi değil, ihtiyacı olan sevgiyi almalı
  • Sonsuz özgürlük değil, kendine ve çevresine zarar vermeyecek kadar özgür kalmayı bilmeli,
  • Özgüven sağlanmalı, çocuk her işte cesaretlendirilmeli, övgü dolu sözlerle cesareti de arttırılmalı ancak çıkıpta atlayamayacağı yüksekliğe erişmesi için desteklenmemeli,
  • Her oyunu kazanamaz, kaybetmeyi de bilmeli, öğrenmeli, öfkesini kontrol edebilmeli, gerekirse ağlayarak da bu duyguyu yenmeli,
  • Kendini kontrol, arkadaşlarını kontrol, öğretmenini kontrol, ailesini kontrol edebilmeyi bilmeli, davranış biçimlerine göre kendi karakter ve kişiliğini oluşturmada doğru olanı seçmesi için teşvik edilmeli
  • Ödül almalı, ama bu sadece karnı doyuracak geçici bir şey olmamalı, hayatı boyunca benliğine yapışıp kalacak bir izi olmalı
  • Ödül ve Ceza karıştırılmamalı
  • Özür dilemenin erdemini bilmeli
  • Yalnız da kalması öğretilmeli ve bu zamanı değerlendirmesi için kendi iç dünyasını keşfetmesi sağlanmalı, yeni keşiflere çıkması desteklenmeli, kendi hikayesinin baş kahramanı olmayı başarabilmeli
  • Her istediğinin elde edilemeyeceğini bilmeli, elde edemediklerine erişmesi için çaba göstermesi gerektiği anlatılmalı,
  • Boyunu aşmayacak sorumluluklar verilmeli, yerine getirdiğinde alacağı hazzı tanıması, getiremediğinde altında ezileceği duygularla baş edebilmesi öğretilmeli,
  • Saygı'nın, hep yanında taşıması gerektiği bir kimlik kartı gibi olması gerektiğini bilmeli ve kullanım kılavuzuna uygun davranması sağlanmalı,
  • Yargılamak için çok küçük yaşta olduğu, zamanı gelince bu kararın ona verileceğini bilmeli,
  • Ahlak kavramı şimdilerde ne kadar yozlaştırılsa da, asıl temel taşlarını bu yaşlarda öğrenmeli ve öğrendiklerini sergileyebilme imkanı da kendisine tanınmalı,
  • Güven duyulmalı ve güven duymayı bilmeli çocuk. Ancak hiç tanımadığı bir dağdan da atlayarak bungee jumping yapmasına izin verilmemeli, önce bindiği dalı tanımalı, sonra ve gene de kontrollü davranması sağlanmalı,
Kısacası, sofrada sadece sandalyeyi dolduracak bir varlık değil, aile içinde önemli bir yere sahip başka bir birey olduğu her zaman çocuğa hissettirilmeli ve dünyada var olan bir boşluğu doldurmak için burada var olduğu değil, o olmasaydı bu boşluğu dolduracak başka kudret ve gücün olmadığı,ona her zaman anlatılmalı ve hissettirilmelidir.

Yaptığımız yanlışların temelinde yatan ve asıl düzeltilmesi gereken noktaların üzerinden bir kez daha geçmek gerekirse;

Okullar için;
  • Okullar çocukların sabahtan akşama kadar vakit geçirmelerini sağlayan çocuk iş merkezleri değil, okullar çocukların yeteneklerini keşfetmesi ve keşfettikleri bu yeteneklerini doğru eğitimlerle destekleyerek, yardımcı bir kurum olmalı
  • Okullar çocukları gerçek okula hazırlayacak gerekli bilgi ve donanıma sahip, çocukları doğru yönlendirebilecek ve çalıştırabilecek kurumlar olmalı
  • Sabah bırak, akşam al okul çocuğu ortamı yaratılmamalı, çocuk okulda bilinçlenmeli, ailede ilk eğitimi almalı, çevrede de aldıklarını sergileyebilmeli
  • Okul disiplinde istikrarlı olmalı, gelişime açık, gerektiği kadar teknolojik altyapıya sahip olmalı, alanında uzman eğitmenlerle çalışmalı,
  • Çocukların birbirlerine zarar vermesi engellenmeli, gözden kaçırma, bir anlık mesele gibi hikayelere sığınılıp, suçu hafifletme çabalarına girilmemeli,
  • Sınıf içinde uyumsuz görülen çocukların ailelerinden destek alınarak, okul psikologu ile çözüm yöntemi aranmalı, okul psikologları daha aktif kullanılmalı, adı var mı var gibi bir bölüm yada departman olarak anılmamalı,
  • Çocuklara işledikleri suç karşısında konuşma yöntemi dışında, bir daha yapmamalarını ve eğer bir daha böyle bir teşebbüse girmeleri halinde oluşabilecek sonuçları hatırlatacak bir olay,nesne yada fotoğraf yada görüntü ile akılda kalıcılık sağlanmalı,
  • Eğitmenlerin amacı, okul içinde çocuklarla geçirilen 8 saatin, varsın olsun nasıl geçerse geçsin de bir gün daha bitsin ve işimizi yapmış olalım gibi yanlış bir amaç taşımamaları, bugün gelecek için yetiştirdiğimiz bu çocuklara ne kadar çok şey verebilir emelini taşımalı
  • Okul psikologları ile aileler sürekli ve iç içe olmalı, gerekli destek önce okul tarafından sağlanmalı ancak okul psikologunu aşan bir durum söz konusu ise, aileler uygun klinik yada doktorlara yönlendirilmeli,
  • Öğretmenler ve yine okul psikologu her çocuğu önce kendi özelinde sonra da toplum içinde değerlendirmeli, çocuğun eksik kalan yanlarını aile ile birlikte bir işbirliği içinde tamamlamalı,
  • Çocuk kıyaslaması öğretmenler arasında yapılmamalı yada çocukları kendi içinde kıyaslayarak; "ama bak sen bunu yapmıştın, o yüzden o da bunu yaptı", ... yada " bu davranışın sonucu sen bunu hak ettin"... gibi gibi sözlerle çocuklar birbirine düşürülmemeli, yapılan her kötü hareketin bir cezası yada bedeli olduğu hatırlatılmalı
  • Okul içi uyumsuz çocuklar, alınan bedel karşılığı idare edilmemeli
  • Uyumsuz çocuklar, okul içi dışlanmamalı
  • Hiperaktivite teşhisi, DEHB teşhisi konmuş çocuklarla yine ailelerle işbirliğine gidilerek, ayrıca çalışılmalı,

      

  • Çocuklar illa bir ders rutini yerine, istedikleri aktiviteyi yapabilecekleri şekilde özgür bırakılmalı (örneğin uluslararası okulların hepsinde özellikle2-5 yaş arası gruplar için, yeteneklerine şans tanımaları için öyle güzel alanlar ve köşeler yaratılmış ki, örneğin resim yapmak isteyen bir çocuk için; duvara boylu boyuna asılmış bir resim kağıdı ve yerde boyalar, sınıf zeminine yapıştırılmış yine bir resim kağıdı ve boyalar, okul bahçe duvarına asılmış bir resim kağıdı yada bahçe içine konumlandırılmış tuval sehpaları ile çocuklar özgürce ve istedikleri şekilde ve yerde resim yapmaya teşvik ediliyorlar. Aynı şekilde legolar, bahçede bir masa üzerinde, sınıfta her yerde çocuklar için oynamaya açık bekliyorlar. 

  • Özellikle bir alanda yetkin olan çocuklar için aileler ile görüşülüp, örneğin müzikse ya da bir müzik aleti ise örneğin piyano ise çocuğun okul dışı bu becerisini de sürdürebilmesi için, ilgili okul yada hocalara yönlendirilmesi sağlanmalı
  • Çocukların aileleriyle olacağı bir kaç toplantı düzenlenmeli, ancak bu toplantının amacı teorik bilgi, okul yıllık sunumu yada okulla ilgili değil, amaç sadece aileleri kaynaştırmak ve hafta sonları da başka bir ortam, oyun parkı yada bir arkadaş daveti ile evde de oyun ortamları ve ilişkileri sürdürülmeli, bunu da ancak okul yönetimi bir organizasyonla yapabilir,
  • Çocuk beslenmesine özellikle dikkat edilmeli, çocuklara şekerli,tatlı,çikolata içeren ve enerjilerini yükselterek, hareketlenmelerini sağlayacak ekstra dozda hiç bir şey verilmemeli,
  • Keşke yapılabilse de, bir ara öğünün evden çocukların çantalarına konan bir beslenme çantası ile, açık alanda yada sınıfta bile olsa, yine bir birliktelik içinde ve herkesin evinden getirdiğini isterse birbiri ile paylaşabileceği bir paylaşım platformu yaratılsa (örneğin burada böyle yapılıyor ve sadece belli yiyeceklerin evden getirilmesine izin veriliyor , mesela kuruyemiş,süt,meyve,tost,yoğurt,... bunlar dışında hiç bir şeye izin yok, çocuklar bir sofra bezine oturtularak, bir çember oluşturuluyor ve onun etrafında toplanarak hem ara öğün yapılıyor sabah saat 10:00 gibi burada mesela, hem de birbirleri ile besinlerini paylaşmaları sağlanıyor)
  • Aklıma gelen ve olmazsa olmaz, kesinlikle her sınıfın aileleri ile oluşturulmuş, ilgili öğretmenleri de dahil bir whatsapp grubu olmalı. Günümüz çağında artık whatsapp kullanmayan neredeyse yok, bu grubun avantajı ne? aileler özellikle anneler, okul ile sürekli iletişim halinde, örneğin yarın şu etkinlik yapılacak bunu koyun, şunu getirin,şunu verin yada bunu alın deniliyor. Velilerin birbiri ile de iletişim kurmaları sağlanıyor. Örneğin çocuğun doğum gününü bugün burada yapacağım, katılırsanız memnun oluruz,.... gibi gibi bir sürü şey ve okul ile ilgili her şey burada sağlanıyor.
  • Burada okulda bugün ne yaptı, ne yedi, ne içti gibi şeyler için defter tutulmuyor, ne mi yapılıyor, hem okul için hem de veli için ücretsiz yükleyip kullanabileceği "TAPESTRY" adında bir uygulama var. Okul kendi sistemine bu programı yükledikten sonra, her bir çocuk için bir alan adı ve şifre oluşturuyor, sonrasında ailelerle bu adı ve şifreyi paylaşıyor. Her gün çocuğun okulda yaptığı aktiviteleri fotoğrafları ve videoları ile paylaşıyor ve yorumlarını da yazarak aile ile paylaşmış oluyor. Ailede sisteme günlük girerek, çocuğu ile ilgili her şeyi görerek ve okuyarak öğrenebiliyor ve yine güzel bir avantaj aile ve okulun etkileşim içinde kalabilmeleri için ailede çocuğun okul dışı ve hafta sonu yaptıklarını yine isterse bu sistem üzerinden paylaşıyor ve böylece belki çocuğun bilinmedik bir yeteneğini ortaya koyma, çocuğu doğru alana ve istediği şeye yönlendirme, karşılıklı iletişimle, okul ile bağı güçlendirme, hatta yetenekli çocuklara burada sınıf bile atlatıyorlar bu sayede. Yani insanlar ve buradaki eğitim sistemi bu işe gerçekten çok önem veriyor. Sonuçta atla deve değil yani, Amerika'yı da yeniden keşfetmiyorsunuz, çok basit bir sistem ve programla bakın neler yapılabiliyor.

Yeni ve Yabancı Ülkede Bir Çocuk için;
  • Yaşadığı çevre,okul ve arkadaşlar bir tiyatronun yada bir hikayenin unsuru olmalı (geçici de olsa), yeni hayatında ona da bu düzene ayak uydurması için önemli bir rol verilmeli,
  • Belki bir kahraman kostümü ile okuldaki arkadaşlarını ve öğretmenlerini kurtarmaya gitmesi gerektiği, o olmazsa onların bir eksik olacağını ve bu düzendeki misyonunun önemini hissetmeli,
  • Öğretmenlerinden yeni düzene alışması için, sevdiği bir tema, karakter yada oyuncak her neyse, okul içinde sık karşılacağı bir alan konulmalı, belki de bir hafta bu tema bütün çocuklara gösterilmeli ve çocuğa güven içinde ve alışık olduğu bir atmosferde yaşadığı hissi verilmeli,
  • Mümkünse okuldaki eğlence ve aktivitelere (festival,organizasyon,doğum günü,vs.) katılması sağlanmalı,
                                             
  • Hafta sonları arkadaş grupları oluşturularak bir araya gelinmeli ve sevdiği/seveceği arkadaşıyla bol vakit geçirerek bir ilişki kurmasına yardımcı olunmalı,
  • Çocukla sürekli bire bir iletişim halinde kalınmalı ve her daim yaşadıklarını öğrenmeye çalışmalı ve ona yardım edileceğini, yanında her zaman olduğunuzu hissederek güven içinde olması gerektiği aşılanmalı,
  • Evde basit oyunlarla bizimde yaptığımız gibi, çok basit ve yaygın olarak kullanılan iletişim kelimelerini oyunla öğretmeye çalışarak bir nebzede olsa kendini ifade etmesini sağlamak için kurmaca oyunlar oynanmalı. Örneğin ben hemen ayak üzeri köpek oluyordum, onu yakalamak hevesiyle; benim gelmemi istiyorsan "come come" de gitmemi istiyorsan da "go go" de diyordum. Çok eğleniyordu beni deli danalar gibi ordan oraya koşturtarak ama bu sayede kelimeleri öğrenmeye başlamıştı bile. 
  • Okuldaki öğretmeninden en azından bir kaç hafta yoğunlukla ve çoğunlukla çocuğunuzla ilgilenmesi istenmeli,
  • Çocuğunuzun eline derdini anlatması için vereceğiniz bir kaç resimli kartta bu arada derdini anlatması için işe yarayabilir
  • Okuldaki öğretmenlere dilinizde karşılık gelecek sözcüklerin yine dilimizdeki okunuşları yani söyleniş biçimleri öğretilmeli,
  • Gerekirse öğretmenlerin google translate yada ses kontrol ile çocuğun ne dediğini anlamaları için yardımcı bir araç kullanmaları önerilmeli,
  • Açıkçası bu dönemde dile biraz daha çabuk adapte olma ve öğrenmeleri için, biraz da sıklıkla bu dilin konuşulduğu ortamda okulda, evde yardımcı bayanlarla kalması sağlanarak, kulak dolgunluğu ve aşinalığı yaratılmalı ancak bırakayım da kendi haline ne istiyorsa yapsın havasına da çok girilmemeli
  • Ev ortamında mümkün mertebe yabancı kanallar izlenmeli, çocuklara da yabancı dilde çizgi filmler izletilmeli
  • Park ve bahçede sosyalleşerek de dili öğrenmesi sağlanmalı
Aileler, aileler için böyle tek tek ve özet geçebileceğim keskin sözlerim yok. Neden mi? Çünkü anne yada baba olmak sınırları belli olan bir işi yada mesleği yapmak demek değil ki... Bizim okulumuz, bizim hayat sınavımız, bizim çocuğumuz ve bizim ailemiz, bunların hiçbirinin bir süresi yok ki...

Eğer siz de bir ebeveynseniz, bu satırları tek tek ve sindire sindire okuyun. Bu satırların içinde saklı bize düşen mesajlar... Bizim görevimiz ve yapmamız gerekenler ölene kadar. Ne mutlu ki, bize bunları yaptırabilecek bir çocuğumuz, aynı çatı altında olabileceğimiz bir ailemiz var demek ki...

Ve işte şimdi bizim için mutlu son !!!

                                      

Sevgilerle,

Fidan DUMAN

No comments:

Post a Comment