Tuesday, 30 May 2017

Eyvah suyum mu geldi? Sancı Dedikleri Bu mu? Sancı ve Doğumdan önce gelen "Su" Nasıl Anlaşılır? (Tecrübesiz Anneler İçin)

Şimdi bu yazımı daha önceden anne olan arkadaşlar çok iyi anlayacaklar ama geçenlerde aklıma geldi, ilk hamileliğimde daha gebeyken, bir çok kimsenin söyledikleri hala kulağımda çınlıyor;



“Sancıların sıklaşacak, suyun gelecek ve işte sonrasında hemen hastaneye gidip doğuma gireceksin.”

Hmmm peki oldu, oldu da sancı dediğin nasıl bir şey ?
Adet ağrısı gibi mi?
Çok yemek yiyince kıvranan bir miğde ağrısı gibi mi?
Bıçak saplanmış gibi bir ağrı mı?
İlla sancı mı olması lazım?
İlla su mu gelmesi lazım?
Su mu? Ne suyu? 
Küçük tuvalete çıkar gibi mi? Akıntı gibi mi? Yoksa bardaktan boşalırcasına gibi mi?
Suyun gelmesi demek ne demek?

Nedir bu ağrı diye kendimce konuyu kavramaya çalışıyordum. Şunu söyleyim ki, iki oğlumda da yaşadığım doğum tecrübemle belinizden, göbek deliğinizden, kasıklarınıza kadar şiddetli vuran, daha önce hiç bu saydıklarıma da benzemeyen türde bir ağrı. Anlamamanız yada bu tür bir ağrıyı hiç hissetmemeniz mümkün değil. Dibine kadar sizi kıvrandıran, ben buradayım diyen bir ağrı.

***(Parantez içi şunu da belirtmekte fayda var ki, her kadının vücut dayanıklılığı ve ağrı eşiği bir değildir. Sizin az hissettiğinizi bir başkası çok hissedebilir, size göre çok bir başkasına göre az bir duyarlılıkta olabilir. Nasıl ki, kulağımıza küpe taktırırken kimi çok acıdı der, kimisi de hiç hissetmedim der, işte anlatmak istediğim tam da bunun gibi bir fark...)

 Ancak kulaktan meseleyi açmışken şunu da söyleyeyim ki, lütfen her söyleneni kulağınıza küpe olarak takmayın... Aksi takdirde can yakıcı hikayeler sizi üzebilir, hiç gereği  yok ve dediğim gibi lütfen siz sadece kendi hikayenizin baş kahramanı olun ve başkalarının ne dediği ve ne yaşadığını kulak arkası edin...

Ama “DURUN” ağrı dedik diye panik yapmak, telaş yapmak yok. Adam öldürmüyor... Sadece bu kasılıp, gevşemelerle bebeği  de kendinizi de doğuma hazırlıyorsunuz ve doğal olarak anneliğin ilk zorlu aşamalarından biri olan doğum sınavına da girmiş oluyorsunuz.


 ( * )


Evet ağrı konusunu işledikten sonra şimdi gelelim bir diğer önemli meseleye yani Doğumdan Önce Su Gelmesi meselesine....

Nedir bu su derseniz? Bebeğinizin karnınızın içinde oluştuğu andan itibaren, doğum süreci gerçekleşene kadarki geçen süreçte, her türlü tehlike ve dış etkenlere karşı kendisini koruduğu keseciğin içerisinde yer alan sıvıdır bu “SU”. Yani oldukça mühim ve önemli bir görevi vardır.

Doğumdan önce aniden, daha önceden gelişini hissettirmeden, sizin kontrol edemeyeceğiniz bir şekilde, idrarınızın geldiği haberini alır gibi tuvalete koşar ancak tutmaya çalışsanız da başaramadığınız, bacaklarınızın arasından akan türde bir sıvıdır. Miktarı da oldukça çoktur. Ancak bu kimi durumlarda sızıntı şeklinde, kimi durumlarda da bardaktan boşalırcasına olabilir. İdrarınızı tutmada kendi kontrolünüzü kullanabilirsiniz ancak bu suyu tutmada hiç bir şey yapamazsınız. Yani benim suyum aynen böyle geldi. Bir gece yemekten sonra önce beni bir ateş basmalar başladı, sonra küçük küçük gıdıklarcasına ağrılarım oldu. Oturduğum yerden bir kalktım, çok tuvaletimin geldiğini fark ettim, tuvalete gittim ve hatta giderken suyum gelmeye başladı ve tuvalette de sonlandı. J

Peki bu durumlarda ne yapıyoruz?

Monday, 29 May 2017

Bebek Arabası Seçimi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler !!! Bu Yazımı Okumadan Bebek Arabası Almaya Gitmeyin Derim...

Evettt...

Hazır bebek ve çocuk ürün tavsiyeleri ile gidiyorken, en baba kalemi de unutmayayım dedim ve sizler için deneyimlerimi yeniden bu yazıyla paylaşayım istedim.

Bu yazıyı yazarken çok eğlendim ne yalan söyleyeyim, ama çok faydalı bilgi var içinde okumadan ve okutmadan geçmeyin derim. Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakınca aklıma neler neler geldi;


"Baksana şu bebek arabasına, ne kadardaaaa güzel...."
"Arabam şekil,önümden çekil"

Hepimize olmuyor mudur, alış-veriş merkezinde, bir parkta yada bir yerlerde yemek yerken yanımızdan geçerken gözümüze çarpan, endamlı, şaşalı arabaları, biran için gözümüzde büyütüp, kendi arabamızı küçük gördüğümüz, daha az havalı ve şekilsiz bulduğumuz olmuyor mudur? Kabul edelim oluyor. Elbette oluyor, iyi de arkadaş araba var araba var. Birine veriyorsun 500 TL öbürü istiyor 5.000 TL. İkisi arasında ne fark mı var? İnin inin azıcık aşağıya, yazının en ortasında tam da bu konuya girdim... 

Aslında başlangıçta önemsiz gibi gözüken, alış-veriş listelerinde son sırayı takip eden, genelde de dört gözle birinden bize de bir araba kalsa da onu kullansak denilen bir araçtır :) Ve hatta çoğu zaman şu cümleleri de duyarsınız:

Annelerden;

"Dur daha çocuk azıcık ele avuca gelmeden ne bebek arabası"
"Kızım önce şu eksiklerini tamamla, bebek arabası en son..."
"Ohooo ona sıra gelene kadar şunu aldın mı? Bunu yaptın mı?"
"Bekle bak Ayşe Hanım'ın torunu büyüdü artık, seninki de arabaya binecek zamana gelene kadar ,onlar zaten onu kullanmaz, isteriz, alırız onlardan"

Taze Babalardan;



" Bebek arabası ..... TL mi? Yok artık sanki bir Ferrari satın alıyoruz. Boşversene gel biz bildiğimiz yerden ucuza alalım."
"Altı üstü bebek arabası, dur bakalım sevip binebilecek mi? Ya binmezse..."


"Gidip büyük araba almaya gerek yok, bak arabanın bagajı da küçük, sığdıramayız boşuna para harcamayalım."
"Gidip en büyük arabayı almayalım, bak zaten evde de yer yok, apartmana koysak biri çalıp götürür, bir dünya para verdiğimizle kalırız..."
"Şeyyy acaba Melike'lerden mi istesek, onların çocuk da büyüdü, soralım bakalım eğer kullanmıyorlarsa onlarınkini alalım. Her şeye para harcamayalım valla tükendik Hanım..."
"Hediye mi aldırsak birine??? Ne dersin hayatım?"

Gerçek Annelerden;


"Seni dinledim gittim Melike'nin arabayı aldım ama hiç içime sinmedi. Gidip yenisini mi alsak...."
"Almışken en iyisini alalım bak ikinci, üçüncü çocukta da kullanırız anlaştık mı? Kaliteden ödün vermek yok? Neyse ne alacağız?"
"Pusetli mi alsak? Pusetsiz mi?
"Şu marka mı alsak bu mu?"



"Hangisi şekil, önümden çekil... Dış görünümde önemli ama değil mi hayatım? Bak bu daha güzel bunu alalım haydi..."
"Araştırdım baktım, piyasanın en iyisi bu imiş. Bunu alıyoruz..."
"Çocuğum için almışken en iyisini alacağım tabiii... Neyin mukayesesini yapıyorsun benimle?..."
"Geçenlerde Ayşe'lerin arabayı gördüm çok kullanışlı idi (hikayede asıl tema, araba jigs geldi, annenin gözünde bir an Belgrad Orman'larında o arabayla yada Boğaz'da sahil yürüyüşü yaparken kendini hayal etti ve sırf süksesi için alalım dedi...), ...."

Haydı gelin hanımlar, beyler birbirimize açık ve dürüst olalım şimdi...

Yazarken bile çoğu cümlesine gülüp geçtim bebek arabası için, iş ciddiye binince biz anneler ve babalar böyle gülüp geçemiyoruz değil mi? 

Her zaman söylüyorum yine söyleyeyim istedim. Hayatta herkes birilerimiz kadar şanslı olamayabilir. Malın iyisini alan iyi anne, alamayan kötü anne mi oluyor? Tabii ki de "HAYIR" İmkan ve şartlar ne ise, bütçemize, bebeğimize ve kullanım açısında da kendimize uygun olanını tercih etmek asıl öne çıkan öğe. Bence gerisi hikaye...

Bizde bu zamanlar araştırma yaparken, kafayı yiyecektik... Her kafadan bir ses çıkıyor. Bebek arabaları fiyatları almış başını bitiyor. 5.000 TL'ye kadar bebek arabaları varmış, sanırım Scooter motosikletler bile daha uygun fiyatlı... Hay Allah'ım yarabbi nasıl çözeceğiz bu konuyu dedim. Sonrasında tıpkı şimdi sizler gibi bu satırları zamanla ben de okuyup, arşınlamış biri olarak, kendi şartlarımıza daha doğrusu olması gereken, abartısız ve mübalağasız bir bebek arabası modeli seçmeye ve araştırmaya başladım.

Peki Nedir Bebek Arabası Seçimi'ndeki Altın Kurallar?... Nelere Dikkat Edilmeli? Ne Tercih Edilmeli? (İşte sizlere hap bilgiler)

Wednesday, 24 May 2017

Bebek ve Çocuklar için Hangi Ateş Ölçer Tercih Edilmeli? Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Hususlar...

Merhabalar,

Şöyle söyleyeyim, anne olduktan sonraki benim için en hassas ve de en önemli konuların başında bebek ve çocuklardaki hastalık sırasında baş etmeye çalışılan “ATEŞ” gelir. Çok korkarım ve hatta çekinirim , olası kötü şeylerin başımıza gelmesinden.  

Aslında iyi gözüken bir şey gibi tanıtılır ATEŞ ... Bebek/Çocuk bağışıklık kazanıyor, vücudu mikroplara karşı direnç sağlıyor. Yüksek ateşte mücadele sanki daha güçlü yapılıyor gibi bilinir toplumda hep. Evet belki doğruluk payı var ama bir de bunun tam tersi ve öylece kötü yaşanmışlıklar var ki, hiç de öyle kendi haline bırakılacak bir durum değil bu konu.


Bu yazıyı özellikle yazıp paylaşmak istedim ki, her şeyin en iyisini ve en güzelini düşünüp, çocuklarımız için yapmaya çalışırken, neredeyse çoğu şeyi yoktan var edip, onlar için alıp, yapmaya çalışırken, varsın üç beş kuruş pahalı olsun ama söz konusu “ATEŞ” ise en iyisi olsun diyerek yazıp, sizinle kullandığım ürünü paylaşmak istedim.

Ayrıca uzun zamandır belirtmek istediğim bir başka husus daha var ki, bilin ki yazılarımın hiç biri ticari bir kaygı içermiyor. Bir firma yada ürün adı veriyorsam bu o ürünü kullandığım ve memnun kaldığım için sizlere verdiğim bir tavsiyeden öte bir şey değildir. Ne firmaların yazdığım yazılardan haberi vardır ne de benim onlardan bir beklentim...

                      

Bu sebeple ve yine gönül rahatlığıyla yazıyorum sizlere bu konudaki tecrübe ettiğim ve şiddetle memnun kaldığım ateş ölçeri. Öncelikle şunu belirteyim ki, kullanmadığım tipte ateş ölçer kalmadı. Makattan mı ölçen, alından mı ölçen, koltuk altından mı ölçen.... Hemen her birini kullandım ama Braun Marka Termoscan bu ateş ölçer kadar hiç birinden memnun kalmadım. Tam hastahane tipi, kulaktan ölçüm, değişebilir başlık, dahili hafıza, kayıt tutma, hazır olduğunda ölçüm için ikaz ışık ve sesli uyarımı ile bence müthiş. Bir tek eleştirim olabilir, sadece gece ölçümlerinde karanlık bir odada iseniz, ölçümü okumakta zorluk çekiyorsunuz. Ama onun dışında 2 kalem pille çalışan fevkaledenin fevkinde bir ürün.

                           
İki oğlumda da aynı ürünü kullanmaya devam ediyorum. Aynı zamanda da dayanıklı da. Bir kez bayağı kötü mermer bir zemine düşürmeme rağmen bile bir şey olmadı. O derece sağlam yani yada benim şansım yaver gitti bilemiyorum JJJ

Bu arada aklımdayken ve unutmadan ateş ölçerle ilgili bir kaç deneyimimi daha paylaşayım sizinle;
  1.          Çocuğunuzun ateş ölçümünü teyit etmek için, kulak başlığını değiştirip, yeni bir başlık takarak, bir de kendi ateşinizi aynı şekilde ölçün ve makinenin doğru ölçtüğünden emin olun. (Eğer ölçüm ile ilgili bir şüpheniz varsa...)
  2.       Eğer bebek yada çocuğunuz hasta, örneğin evde ölçtünüz ateş 39.4 derece çıktı hastaneye gittiniz 38.3 . Bazen böyle durumlarlada da karşılaşabilirsiniz. Bu sebeple doktora ateşle giderken de muhakkak ateş ölçerinizi yanınıza alın ve hem kendi ateş ölçerinizin doğru ölçüp ölçemediğini kontrol edin, hem de hastaneninkinin doğru ölçüp, ölçmediğini teyid edin. Bazen hastahanelerde ateş ölçerlerin kalibrasyon zamanını geçiriyorlar ve doğru ölçemeyebiliyor. Yada illa doktorun ölçtüğü doğru çıkacak diye bir kural yok unutmayın, neticede onlarda manuel ve pille ölçüyorlar siz de. Sizin başınıza gelenler, onlarında başına gelebilir. Bu yüzden muhakkak ateş ölçerinizi her daim yanınızda taşıyın.

Saturday, 20 May 2017

Yabancı Ülkede Nasıl Sosyalleşirsiniz? 30 Madde'de Hayatınızı Değiştirecek Fikirler...

Hindistan Mumbai'den Selamlar,

"Namaste"...


(* Resimdeki Ben tabii ki *)

Bu yazım yurtdışında ikamet etmeye başlamış, anneler ve kadınlar için. Tamam beylerde isterlerse okuyabilirler, herkese göre bir şeyler var. Epeydir gene bebek-çocuk yazıları ile devam ediyordum, bu sefer biraz ara verip, kendimize de bakalım istedim.

Buraya geleli tam 5 ay oldu. Geçenlerde düşündüm ve dedim ki kendi kendime, “Hey gidi Fidan, ilk geldiğinde nasıldın? Şimdi nasılsın?”... Harbiden de ama, resmen evrim geçirdim diyebilirim. Şimdilerde Hindistan Mumbai’nin girip çıkmadığım deliği kalmadı, alış-verişlerin aranan gözdesiyim, kim kime ne hediye alacaksa, bir şeye ihtiyacı varsa, pazara gidilecekse, bir mekana gidilecekse aranıp sorulan insanı oldum buralarda...

Bu arada bilmeyenler için yeniden söyleyeyim, evet çok radikal bir kararla, Eşim Emre’ye gelen bir iş teklifini kabul edip, çıktık dünyanın bir ucuna Hindistan’a geldik. Kiiiii, gelene kadar dinlemediğim kötü hikaye ve ülke ekonomisi,yapısı da düşünüldüğünde hastalık vs. kötü serüven kalmamıştı ki, buna rağmen bir büyük cesaret ve riskle çıktık geldik buralara hem de iki çocukla...

Pişman mıyım? Tabii ki de kesinlikle kocaman bir “HAYIR”. Ben burada her yerde olduğumdan çok daha mutluyum. Neden mi? En büyük dua mabedim “Ailem”le birlikteyim. En başta mutluluğuk kaynağım bu. Sonra, sonrasına gelince Hindistan benim yeni taktığım adla “Farkındalıklar Ülkesi”... Burada insan ölürken bile huzurlu ve mutlu ölüyor. Seveni çok seviyor ama sevmeyeni de asla sevmiyor. Neden mi? Önyargılarınızı da çantanıza atıp gelirseniz, burada münkün değil mutlu olamazsınız, hele bir de pislik, hastalık, afedersiniz ot, b.. kafaya takarsanız da kafayı yiyip gidersiniz buradan. Ben şöyle söyleyim, ölüyorum burası için ölüyorum.

Aşk,huzur,felsefe,inanç,meditasyon,sevgi,bağlılık,mutluluk,ilahi güce olan yakınlık çabaları, festivaller, tatiller, yoga,doğa,... nesi nesi yok ki...  Şükür bin şükür diyorum her günüme...

Peki gelelim ben buralarda nasıl dikiş tuturmaya başladım kısmına. Şimdilerde kaçırdığım festival, organizasyon,etkinlik,kermes,açık alan organizasyonu,... kısacası hiç bir şey yok gibi. Gibi de gel de iki çocukla hepsine katılmaya çalış. Arada kaçırdıklarım da oluyor çokça :):):)


Peki nasıl oldu da, kendimi buralılar gibi her şeyin içinde buldum. Gelin size de hangi ülkeye giderseniz gidin, işe yarayacak trick-trackları vereyim JJJ Ama valla sonra rehberlik ücretimi alırım... Hesap numaramı aşağıda veriyorum... :):):) 

  1. Akıllı telefon kullanıyorsunuz, yapacağınız öncelikli iş bulunduğunuz ülkenin saat dilimine geçtiğinizden emin olun.
  2. Google harita konumunuzu bulunduğunuz yere göre ayarlayın.
  3. Facebook kullanın ve ana sayfadaki etkinlikleri günlük olarak takip edin. Çünkü bu sosyal ağlar sizden, bizden akıllı hemen bulunduğunuz yere göre yani ülkeye göre nerede ne etkinlik var, tüm açık-kapalı etkinlikleri sizin için ayağınıza kadar getiriyor diyemiyorum ama gözlerinizin önüne seriyor.
  4. Yine bir diğer popüler sosyal medya kanalımız instagram. Hesabınızı açtığınızda yine eğer hesap ayarlarınız kapalı değil ise reklam ve sponsor haberlerini almaya, hemen hemen her türlü mağaza, restaurant,hastane,alış-veriş yeri ve çok çeşitli etkinliklere bu kanalla da ulaşabiliyorsunuz.

Friday, 19 May 2017

Hangi Tip Kanguru Seçilmeli? Kanguru Seçimi Yapılırken Nelere Dikkat Edilmeli?

Merhabalar,

Gelelim bir başka önemli meseleye, yani kanguru seçimine... 

Bebeğiniz doğduktan sonra değişmeyecek önceliklerinizden biri de kanguru olacak. Neden mi? ilk zamanlarda bilinenin tersine yani bebeğin kucağa alışması, kucakçı olması gibi görüşlerin tabansız iddialarına karşı, bebek ve annenin ten teması ve hatta sürekli bir arada kucak kucağa olmaları bilakis aralarındaki bağı güçlendireceği gibi, duygusal gelişimin, farkındalığın ve güven duygusunun da birliktelik bağları içerisinde gelişip, kuvvetlendiği sonucuna bir çok çalışma ve bilimsel yaklaşımla varılmıştır.

Eskiden herkes, şimdilerde bizler kadar şanslı mıydı dersiniz? Hiç zannetmiyorum... O zamanlar tarlalarda, köylerde çalışan kadınlarımız doğumlarını bile bir ağaç altında gerçekleştirirken, nerede bulsun şimdiki modern kanguruları, yok efendim lastik kumaşlı adı bilmem neyse bebeği sarıp, anneye bağlayan envai çeşit şeyleri...





O dönem yoklukta, uzun kollu gömleğini, yatak çarşafını, kocanın eski pijamalarını kadınlar, işte bu kanguru dediğimiz şeyler için kullanıyor, çalışmak da zorunda oldukları için, bebeleri kendilerine bağlayıp, tarlaya, bahçeye, tütüne gidiyorlardı. Şimdi Hindistan Mumbai’de yaşıyoruz, ancak inanın burada hala halk böyle yapıyor. Sokaklarda kadınlar bizlerin şimdilerde bebelerimizin poposunu sildiğimiz kolonyalı mendil markası yada bebek bezi ve türevlerini düşünüp tartışırken, onlar burada çocuklara hiç bir şey giydirmeden gezdiriyorlar. Ellerindeki ter bezi ile alın terini sildikleri gibi, çocukların sümüklerini, hatta yemekten sonra kirlenen ağızlarını bile aynı bezle silip geçiyorlar.


Yani demem o ki hanımlar, elbette teknoloji ve hayat yerinde saymıyor ve ilerliyor, bizlerde çağın getirdikleri ile hayat kalitemizi ve standardımızı değiştiriyoruz ancak çok da abartmamak lazım gibi diye düşünüyorum. Yani kangurunuz yoksa da dünyanın sonu değil, bir lastik çarşafa bile bebeğinizi sarıp, mis kokulu kucağınızda gezdirebilirsiniz.

Hangi anne istemez sanıyorsunuz çocuğuna daha iyisini sunmayı? Ama sunamadı diye de iyi bir anne olamadı demek doğru olmaz sanırım. Biraz da bazı şeyleri abartan ve piyasayı bu derece hareketlendiren bizleriz diye düşünüyorum. Ve bu zaafiyetimizi gören ticari faaliyetlerde hemen boşluğu her geçen gün yeni bir şey icat ederek dolduruyorlar, sağolsunlar...

Neyse gelelim biz gene konumuza; eğer evde kendi imkanlarınızla bir kanguru icat etmek yerine yeni bir kanguru almak isterseniz; “Hangi tip kanguru seçilmeli?”’yi gelin beraber inceleyelim;

Saturday, 13 May 2017

Peki Bebekler için Yürüteç mi yoksa Hoppala mı? Nedir İkisi Arasındaki Farklar? Hangisi Tercih Edilmeli yada Edilmemeli mi?

Merhabalar,

Öncelikli iki çocuklu bir anne olarak yine sizlerle ilginç bir deneyimimi paylaşmak istedim. İlk oğlum Ali Kerem yaşını yürüyerek karşılasa da, ikinci oğlum Mazhar Alp bu kadar aceleci davranmadı. Biraz tembellik ve rahatlık vardı :) Bulmuştu işin kolay yolunu, poposunun üzerinde emekleye emekleye bütün evi dolaşıyordu. Gene de hakkını yemeyeyim oğlumun 14 aylıkken yürüdü :):):)

Tabii bu süreçte hafif kaygılansak da, hemen herkes gibi aynı soruyu ben de yönelttim Çocuk Doktoru'muza... Neden yürümüyor? Acaba bir yürüteç mi alsam, yürümeye teşvik etmek için? Ne yapsak acaba dedim?

- Dur yahu dedi. Her çocuk bir değildir. Kardeş bile olsalar kıyaslama yapma, bırak istediği zaman yürüsün çocuk. Elbet vakti gelince yürüyecek o da, ne acele ediyorsun dedi.

Anneanneme soracak olursanız; Dur kızım daha Allah ona daha izin vermedi, elbet günü gelecek, yürüyecek bak bakalım o zaman tutabilecek misin ? :):):) 

Aslında her iki söylemde aynı kapıya çıkıyor, vakti gelince her çocuk yürüyecek... Korkmayın, panik yapmayın, telaşlanmayın.... O zamanlar araştırırken 2 yaşına kadar bile yürümeyen çocuk duymuştum. Demek ki, vardı bir zamanı...

Peki bu konuda ne yapmalı ne yapmamalıydı?



Ancak gelelim konumuza, daha doktora "yürüteç" kelimesini ettiğimde... -"Hayır Fidan" dedi. Neden dedim? 
  • Yürüteçler çocukların uzun süreli oturabileceği, vakit geçirebileceği alanlar değildir,
  • Yürüteçler uzun süreli kullanımlarda kalça kemiği çıkığına sebebiyet vermektedir (Kalça yapıları tam gelişmeden, tüm vücut ağırlığının simetrik ya da asimetrik olarak kalçalara yüklenmesi sonucu kalça problemleri oluşabilir.)

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?


Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir.
Anneler günü’nüz kutlu olsun!
Anneler ve anne adayları!
Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız?
Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim.

İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Tuesday, 2 May 2017

Ev Tipi Oyun Halısı Seçimi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler !!!

 Merhabalar,


Yine başka bir muamma konusu olan,akılları karıştıran ve ebeveynleri saatlerce mağazada seçimi ile oyalayan başka bir bebek ekipmanına geçelim yani “Oyun Halısı ve Seçimi” konusuna...


Niye böyle diyorum ve yazıyorum, Ali Kerem’im yani ilk oğlum dünyaya geldikten sonra, ana kucağından hariç, rahat dönebilsin, oyun oynayabilsin, zeka,motor,fiziksel ve duygusal becerilerini geliştirebilsin (çok teknik oldu bu kavramlar ama en popüler ve trend isimleri böyle) diye böyle bir oyun halısı alalım dedik. Ve kalktık bir bebek mağazasına gittik, alalım seçelim derken 2,5-3 saatimiz aslında bu çok basit gibi gözüken bir oyun halısı seçimi için gitti.

Sonrasında biz halıyı aldıktan bir kaç hafta sonrasında hediye olarak başka bir oyun halısı gelmesin mi? JJJ

Gelelim şimdi ev tipi oyun halısı almanın avantajlarına;
  • Siz evde kısa süreli de olsa başka bir iş ile uğraşırken, bebeğiniz kendi kendine bu halı üzerinde vakit geçirebiliyor,
  •     Kafasını dik tutma, dönebilme kabiliyetlerini geliştirmesi için yardımcı oluyor,
  • Duyusal ve zeka gelişimi için objeleri tanıma, onlardan çıkan sesleri algılama ve bu ikisi arasında bir bağ kurmasını sağlıyor,
  • Eğlenceli vakit geçirmesini sağlıyor,
  •  Eğlenirken öğrenmesini de geliştiriyor,
  •  Farklı dokulardan oluşan objelere dokunarak, dokunma duygusunu ve her nesnenin farklı bir dokuya sahip olduğunu anlamasını sağlıyor,
  •  Objeleri tutma ve el-göz koordinasyonunu geliştirmesine yardımcı oluyor,
  • Objeleri elle kavrayabilme ve uzun süre tutabilmesine olanak sağlama( el kaslarının gelişimine destek sağlaması),
  •  Renkleri tanımayı kolaylaştırma,
  • Objeler yada görseller arasında karşılaştırma yapabilme,
  • Tüm bu özellikler sayesinde zeka gelişimi, motor becerileri, fiziksel ve duygusal becerilerinin de gelişimine katkı sağlıyor,
  •  Bebeğe bir yaşam alanı sağlanarak, sınırları belli olan bu halı içinde, kendi kendine güvenle ve hep aşina olduğu bir ortamda oynayabileceği bir ortam sağlamanın verdiği güven duygusu ve
  •  Misafirliğe gittiğinizde istediğiniz yere açabiliyor ve çocuğu top gibi kucaktan kucağa gezdirmek yerine ona da bir yaşam alanı sunma imkanı vermektedir.

Peki Ev Tipi Oyun Halısı Alırken Nelere Dikkat Etmeli?