Monday, 10 July 2017

Çocuklarla Evde Uydurmaca Oyun-Oyuncaklar... İddia Ediyorum Bu Fikirlere Bayılacaksınız !!!

Merhabalar,

Biz anne babaların çocuklarımız için yapamayacağı neredeyse hemen hemen hiç bir şey yok değil mi? Hep en iyisi olsun, en güzeli olsun, en kaliteli ve en markalısı olsun diyerek çoğu zaman dişimizden tırnağımızdan keserek, varımızı yoğumuzu onlar için harcıyoruz. Aslında ne kadar iyi yapıyoruz bilemem. Çünkü zamanında bizlerin böyle imkanı olmadığı yada kısıtlı olduğu için, onların da aynı şekilde büyümemeleri adına hepimiz kendimizce bir şeyler yapmaya çalışıyor ve şartlarını iyileştirmeye çalışıyoruz. Evet belki kısmen doğru ama işi her zaman dozunda da tutmak en doğrusu. 

Neden derseniz? 

Bizler o yoklukta ve kısıtlı imkanlarda her şeyden önce elimizdeki ile yetinmeye çalışıp, bir misafirlikte başka arkadaşların oyuncakları ile kısa süreli de olsa oynama hazzını yakalıyor, birbirimizle bir şeyler paylaşmayı öğreniyor ve yeri geldiğinde oyuncaksız bile kalsak, tencere tavadan, çay kaşığı ve tabağından, erkekler için 3-5 çift çoraptan oluşan bir futbol topu yada kendi yaratıcılıklarımızı kullanarak kendimizi oyalayabiliyorduk. Şimdiki nesile baktığınızda, onca şeyleri olmalarına rağmen, canları çabuk sıkılıyor, üretmeye teşvik edilmiyor, yalnız kaldıklarında kendilerini oyalamayı da bilemiyorlar. 

Kısaca iyi bir şey yaptığımızı düşünürken aslında onları bu buhranlara itiyoruz. Aman hadi bunu da alalım, bu eksik olmasın, onda vardı bizde de olsun, bunu çok beğendi, bu ilk çıktı, bu yeni çıktı, yok bu zekasını geliştirip açıyormuş, yok bu kelime haznesini geliştiriyormuş. Efendim siz çocuğunuzla çokça konuşur, onunla ilgilenirseniz, sevgiyle daha çabuk kelime haznesi gelişir, birlikte oturup beraberce bir şeyler üretirseniz, zekası yine gelişir, hiç kimsenin duymadığı bilmediği bir oyun keşfederseniz, sizden daha mutlusu olabilir mi?,.... gibi gibi çokça karşıt görüş sayabilirim size. Bakın bu konunun en güzel ispatı ne size?

Gidip bilmem ne kadar para verip, iyi, kaliteli, güzel ve markalı bir oyuncak alırsınız, sonra da şunu demez misiniz?

Gittim, o kadar para verdim, şu oyuncağı aldım. Bak o gene gitti, mutfaktaki tencerelere takıldı. Yemek kaşığına bayılıyor, tencere vazgeçilmezi. Tuvalet kağıdı ruloları, havlu kağıt ruloları, paketlerin hışır hışır kağıtları, renkli selefon ipler, bazen bir balon, çay-çorba kaşıkları, plastik bardaklar, mutfak bezleri, diş fırçaları, taraklar, boş sabun, bulaşık deterjanı ve su şişeleri kutuları, buzdolabı magnetleri, kuru bakliyatlar, makarnalar, merdane, anahtarlıklar,anahtar, boş ilaç kutuları,  bantlar, ayakkabı çekeceği, boş deodorant ve parfüm şişeleri, tuvalet kağıtları, havlu kağıtlar ve daha aklıma gelmeyen ama çokça sayılabilecek şeylere hemen aldığınız en iyi oyuncağı bile değiştirmiyorlar mı?. Aslında iyi de yapıyorlar diyebilirim. Bizlere de ders oluyor böylece... Mesele en iyi şeyleri alıp, yapmakta değil... Mesele onları anlayabilmekte ve onlarla birlikte üretip, bir şey yapabilmekte....

Gelin sizlere fikir olabilecek bir kaç örnek vereyim. Hem maliyetsiz, hem zevk alınabilecek, hem de birlikte yapabileceğiniz oyun/oyuncaklara bir kaç örnek;


                            (1)                                                    (2)                                                (3)

(1) Delgeçle renkli kağıtlardan küçük küçük kesebilir, bir su petini ortadan ikiye bölerek, ağız kısmına geçirdiğiniz balonun içine bu renkli kağıtları atabilir ve böylece içi rengarenk ve hareket ettikçe hışırdayan balonlar yapabilirsiniz.

(2) Yatak kenarına ilgisini çekebilecek, fotoğraf, sembol, figür koyabilir ve böylece uzanarak ona erişmesine ve ayakta durmasına teşvik edebilirsiniz.

(3) Oturmaya başlamış bebekler için buzdolabı poşetinin içerisine küçük ve değişik objeler doldurabilir ve duvara yapıştırarak, onunla oynayıp, motor becerilerinin gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.



(4)

(4) Tesisatçılarda satılan su borularından alıp, akrilik boyalarla renklendirebilir ve bunları duvara (bant,kelepçeli bağlantı aparatları,..vs ile) yada bir platformun üzerine sabitleyerek değişik bir top oyunu yaratabilirsiniz.



(5)

(5) Erkek çocuklarının vazgeçilmez oyuncağı arabalar... Mutfaklarımızda kullanılan havlu kağıt rulolarını, bir kutu yada kasa içerisine yapıştırarak yada bantla sabitleyerek, kendi çok katlı otoparkınızı hiç bir para harcamadan yapabilir ve bir başka oyun objesi yaratabilirsiniz küçük beyler için.


(6)

(6) Yok daha da ekonomik ve ilgi çekici bir şey yapalım derseniz de evdeki selobantları/bantları, renkli bantları koridordaki halınızı kaldırarak yol şeklinde düzenleyip,yere yapıştırabilir ve çeşitli oyuncak parçalarını yol bağlantı aparatı,köprü,tünel,ağaç,hayvan figürleri koyarak gerçeğe yakın bir platforma taşıyabilirsiniz. Bantların üzerine yine halınızı örtebilir ve ne zaman isterseniz, halıyı kaldırıp, aynı yolu tekrar tekrar kullanabilirsiniz.


(7)

(7) Bu fikir çok hoşuma gitti. Hem de eminim çocuklar için çok ilgi çekici ve uzun süre oynayabilecekleri bir aktivite masası olacak. Üzerinde neler mi var? Servis arabası tekeri, kapı kilidi, menteşe, sürgü, kapı stoperi, anahtarlık, tuvalet rulo aparatı (ki şimdiye kadar saydıklarımın hepsini bir tesisatçı yada nalburiyeden çok az bir bedelle satın alabilirsiniz.) , hesap makinesi,eski bir telefon, spot lamba (ampülü içine gömülü ve saklı), mıknatıslı alfabe bunlara ilave aklıma gelenleri ben de yazayım; harici bilgisayar klavyesi, mıknatıslı buzdolabı üzeri not defteri ve kalem, mıknatıslı dolap süsleri, resim kağıdı ve boya kalemleri, elektrikli kapı zili, hatta hırsız girmesin diye kapı-pencereler için nalburiyelerde satılan sesli hırsız yakalama zilleri, asma kilit, CD, kullanılmayan mikrofon-kulaklık, plastik kablolar, bilgisayar faresi, topuz kapı kolu, eski kaset, sticker notepad, oyuncak bir arabanın altına mıknatıs yapıştırarak yine mıknatıslı bir yol düzeneği, kız çocuklar için, barbie bebeklerinin arkasına yapıştırılan bir mıknatıs ile yan yana veya çeşitli oyunlar düzenlenebilecek şekilde bebekleri panoda sabitleme, bir abaküs, cetvel, .... daha bir sürrüüüüü şey koyup, siz de zahmetsizce ve neredeyse pek para harcamadan kendi aktivite masanızı oluşturabilir ve çocuğunuz için ilginç, bir o kadar enterasan ve ilgi çekici bir oyuncak yada aktivite masası hazırlayabilirsiniz.

Başka mı bakın sizlere internette araştırırken  Busy Toddler (tık tık) sitesinde bulduğum ve sizler için tercüme ettiğim bebek ve çocuklar için yapılabilecek 40 farklı aktivite daha...

                                      


Wednesday, 21 June 2017

İşte Anne Sütünü Arttıran Yöntemler !!! Anne Sütü ile İlgili Bilinen ve Bilinmeyen Gerçekler!!!-2

Merhabalar,


Bir önceki yazımda bahsettiğim anketi hazırlarken son bir soru sorayım ve ben dahil tüm annelere ışık olayım istemiştim. Belki benim bildiğimi bir başkası bilmiyordu belki de bir başkasının bildiğini ben bilmiyordum. İşte hepimiz birbirimizden bir şeyler öğrenelim istedim ve çok da uzatmadan bu yazıyı sadece bu anketi cevaplamış annelerin yorumlarıyla tamamlamak istedim. Umarım sizlerinde işinize yarar ve bebelerimize bol bol süt yaparsınız....


İşte bu oğlanda beni emerken uykuya dalan süt kuzum...

İşte Anne Sütünü Arttıran Yöntemler !!! Anne Sütü ile İlgili Bilinen ve Bilinmeyen Gerçekler!!!

" Soru-16: Lütfen sizde deneyimlerinizi bizimle paylaşın... ( Anne sütü arttırma yöntemleri, bu dönemdeki sorunlar, emzirme ile ilgili düşünceleriniz...) Sizin de düşünceleriniz ve deneyimleriniz birilerine ışık tutsun diye lütfen bildiklerinizi hepimizle paylaşın... "  demiştim. 

Bakın sizlerden ne güzel cevaplar geldi? (Aynen ve hiç değiştirmeden tarafsız bir şekilde iletiyorum sizlere görüşleri ancak bazı noktalara dikkat çekmek için altlarını çizerek daha dikkatli okumanızı öneriyorum ...)


Tuesday, 20 June 2017

İşte Anne Sütü Anketimizin Sonuçları!!! Anne Sütü ile İlgili Bilinen ve Bilinmeyen Gerçekler!!!-1

Merhabalar,

Düzenlemiş olduğum anne sütü anketimin sonuçlarını açıklama vakti geldi. Öncelikle değer verip katılan, bilgisini, desteğini, yardımlarını ve görüşlerini esirgemeyen tüm annelere çok ama çok teşekkür ederim. 

Neden mi? ...

Eminim şu an buradan bilmediği bir şeyi öğrenme, anne sütünü arttırma, gelişimine katkıda bulunabileceğini düşünerek öğrendiklerini deneyecek yada internette anne sütü arttırma yöntemlerini araştıran annenin bu yazıya ve sizlerin görüşlerine ulaşarak bir bebeğin hayatına yapacağınız dokunuş yada annelik serüveninde kendine bir şeyler katmasına ve öğrenmesine yardımcı olabileceğimiz birileri yada belki de gebe ama tesadüfen bu yazıyı okuyan bir gebenin doğum sonrasında karşılaşacağı şeyleri önceden öğrenmesine yardımcı olacağız hep beraber. Bu yüzden çok kıymetli ve önemli bu yazı tüm kadın ve anneler için...

Peki bu anketi düzenlemek nereden aklıma geldi derseniz?



Ben de iki çocuk annesiyim ve özellikle ilk doğumum sonrasında yaşadıklarım, ve aynen herkes gibi aklıma takılan bu soruların neticesinde, araştırırken öğrendiklerimi, deneyimlediklerimi, arkadaş tavsiyelerimi, benim bulduğum şeylerle sınırlı kalmayıp, sizlerin de bildiklerinizi, öğrendiklerinizi, bulduklarınızı ve kendinize iyi gelenleri de yazın istedim ki, hep beraber paylaşarak çoğalalım, doğrusunu öğrenelim ve yanlış bildiklerimizi düzeltelim istedim.

İsterseniz öncelikle hangi soruları sormuşum ve karşılığında ne cevap almışım ile başlayalım...

***Aşağıdaki sorulara toplam 133 anne cevap vermiştir. Değerlendirme bu sayı üzerinden yapılmaktadır. Bu güzel annelere cani yürekten teşekkür eder, bu yazıya vesile oldukları içinde kendi adıma şükranlarımı sunarım.


Doğum sonrası salgılanan ilk sütün adı "Kolostrum"dur.



Doğum sonrası annelerimizin %95'nin sütü varmış, ancak %5 annemizin de sütü maalesef gelmemiş. Yani hepimizin sütü illa olacak diye bir şey yok. Geçirilen doğum süreci, sonrasında ortaya çıkabilecek problemler, yaşanan büyük üzüntü, genetik, hormonlardan kaynaklı çeşitli sağlık sebeplerinden dolayı anne sütü gelmeyebilir yada hiç de olmayabilir. 
Ancak unutmayın bu asla sizin suçunuz değil !!!!

Doğumdan Önce Nişan Gelmesi Nedir? Nişan Geldiğini Nasıl Anlarsınız?

Merhabalar,

Bu yazımda herkes tarafından çokça karşılaşılan ve adına "nişan" dense de bu bildiğimiz, evlilik öncesi seramoni ile alakası olmayan ve hem anneyi hem de bebeği doğuma hazırlayan doğan bir olaydır aslında. Halk dilinde bu isimle anılmasının sebebi ise,

Gebeyseniz ve hele ki, hamileliğin son dönemlerine gelmiş, 36 hafta gibi bir zamanı aşmış, artık haftaların hızla geçtiği, bebeğinizin içinizde hızla büyüdüğü, sayılı günlere yaklaşan bir periyoda girdiyseniz, korkmayın, her an nişan’ınınız gelebilir. Yani halk dilindeki adını söylüyorum sizlere... Hamileliğiniz boyunca rahim ağzınızı (serviksi) bir tıkaç gibi tıkayan, enfeksiyonlara karşı bebeğinizi koruyan, sümüğümsü bir madde olan mukusun dışarı atılmasıdır.



Mukus neden çıkmak istedi dışarıya?

Çünkü rahim ağzında doğuma hazırlık için bir takım değişiklikler meydana gelmeye başladı. Rahim ağzı doğuma hazırlanırken önce ne doğru hareket eder, daha sonra esnemeye ve yumuşamaya başlar. Daha sonra da kendini geri çeker ve incelir, kısalır. Daha sonra doğum dalgaları ile genişleyip açılmaya başlar. İşler bu noktaya yani tam açılma noktasına gelmeden önce rahim ağzında bulunan mukus kendini dışarıya atar. Yani tam hazırlık kasılmalarınız başladığı noktada. Hafif pembemsi bir renktedir, peltemsi kıvamdadır. (www.doulannesra.com sitesinden alıntıdır.)


Monday, 12 June 2017

Yeni Doğan Bebek Yoğun Bakım Ünitesi Tecrübem. Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Anneler Ne Yapıyor?

Şimdi ben bu satırları nasıl yazacağım bilmiyorum... Her şeye söylenecek ve yazılacak çok şeyim var da, sıra doğum hikayesi ve yeni doğan yoğun bakım ünitesi deyince akan sular duruyor valla.

Kalemimi, beynimi ve bedenimi toplayarak, ancak sizlerle şu satırları ve nasıl oldu da biz de yeni doğan bakım ünitesine alındık, bu hikayeyi paylaşmaya çalışacağım.

Şuan bu satırları yazarken gerçekten oldukça zorlanıyorum. İkinci oğluma hamileliğim ilk oğluma göre daha tecrübe kazandığım için, çok daha rahat, keyifli ve pozitif geçmişti. Zaten genelde de gebelik dönemlerimi çok rahat geçirmiştim. Hatta o kadar keyifliydi ki, ben hep öyle kalabilirdim ve yeniden yeniden doğurabilirdim.





İlk oğlumda atlattığım acemilikleri bu oğlumda yapmayacağıma dair söz vermiştim kendime... Hatta bu sefer o kadar da hevesleydim ki, hemen gittim yine çikolatalarını özenerek, bezenerek seçtim, kolonya şişelerini mis kokulu esanslı kolonyalarla doldurdum.  Üzerine “Hoşgeldin Mazhar Alp” yazdım.  Klasik yapılan muhtemel doğacağı yılı yazdırdım.  Çok güzel ve ismine özel bir hastahane takımı yaptırdım. Hatta o kadar özenmiştim ki, eldivenlerinin birinin üzerine kendi ismimin baş harfini diğerinin üzerine de eşimin isminin baş harfini yazdırmıştım. Tulumunun üzerinde de kendi adı yazıyordu. 


Kendime hastahanede ziyaret edenleri karşılamada takacağım çok güzel bir lohusa tacı, terliği ve kol bandı çiçekli işlemeleri yaptırmıştım. Hastahane kapısı, bebek beşiği, benim yatak ucuma konulmak üzere tüller,süsler alıp, diktirmiştim. Mesleğinde gayet iyi bir bebek-doğum fotoğrafçısı ile anlaşmıştım ve kısacası ben bebeğimi tam teşekküllü ve hazırlıklı bir şekilde bekliyordum.

Peki neden mi bunları bu kadar detaylı anlattım? Neden biliyor musunuz? En sonda açıklayacağım nedenini?

Sonrasında doktorum yine bildiği normal doğum isteğimin üzerine giderek ve 40.haftayı da bitirmiş ve ölçümlerle bebeğin kilolu doğabileceği hesabını da yaparak, tam da 40. Haftanın dolduğu Çarşamba günü gel de alalım bebeği dedi. Dedim ya ağrım olmazsa ya suyum gelmezse, olsun ben sana suni sancı vererek yine normal doğurturum dedi.

Peki dedim, sabah kalktım, elimi yüzümü yıkadım, annem ve eşimle hastahane yoluna koyuldum. Kayınvalideler bizde büyük oğlana bakıyor, kısaca herkes görevinin başında.

...

Suni sancı verilmeye başlandı. 2-3 saat geçti doktorum baktı pek ses yok, sonra hastahanede su kesesini patlattı (doğumu hızlandıralım suyun boşalması ile doğum süreci hızlanacaktır dedi), lağman yapıldı, suni sancı dozu biraz arttırıldı ve artıkkk evet, hadi ameliyathaneye dedi...

Tuesday, 30 May 2017

Eyvah suyum mu geldi? Sancı Dedikleri Bu mu? Sancı ve Doğumdan önce gelen "Su" Nasıl Anlaşılır? (Tecrübesiz Anneler İçin)

Şimdi bu yazımı daha önceden anne olan arkadaşlar çok iyi anlayacaklar ama geçenlerde aklıma geldi, ilk hamileliğimde daha gebeyken, bir çok kimsenin söyledikleri hala kulağımda çınlıyor;



“Sancıların sıklaşacak, suyun gelecek ve işte sonrasında hemen hastaneye gidip doğuma gireceksin.”

Hmmm peki oldu, oldu da sancı dediğin nasıl bir şey ?
Adet ağrısı gibi mi?
Çok yemek yiyince kıvranan bir miğde ağrısı gibi mi?
Bıçak saplanmış gibi bir ağrı mı?
İlla sancı mı olması lazım?
İlla su mu gelmesi lazım?
Su mu? Ne suyu? 
Küçük tuvalete çıkar gibi mi? Akıntı gibi mi? Yoksa bardaktan boşalırcasına gibi mi?
Suyun gelmesi demek ne demek?

Nedir bu ağrı diye kendimce konuyu kavramaya çalışıyordum. Şunu söyleyim ki, iki oğlumda da yaşadığım doğum tecrübemle belinizden, göbek deliğinizden, kasıklarınıza kadar şiddetli vuran, daha önce hiç bu saydıklarıma da benzemeyen türde bir ağrı. Anlamamanız yada bu tür bir ağrıyı hiç hissetmemeniz mümkün değil. Dibine kadar sizi kıvrandıran, ben buradayım diyen bir ağrı.

***(Parantez içi şunu da belirtmekte fayda var ki, her kadının vücut dayanıklılığı ve ağrı eşiği bir değildir. Sizin az hissettiğinizi bir başkası çok hissedebilir, size göre çok bir başkasına göre az bir duyarlılıkta olabilir. Nasıl ki, kulağımıza küpe taktırırken kimi çok acıdı der, kimisi de hiç hissetmedim der, işte anlatmak istediğim tam da bunun gibi bir fark...)

 Ancak kulaktan meseleyi açmışken şunu da söyleyeyim ki, lütfen her söyleneni kulağınıza küpe olarak takmayın... Aksi takdirde can yakıcı hikayeler sizi üzebilir, hiç gereği  yok ve dediğim gibi lütfen siz sadece kendi hikayenizin baş kahramanı olun ve başkalarının ne dediği ve ne yaşadığını kulak arkası edin...

Ama “DURUN” ağrı dedik diye panik yapmak, telaş yapmak yok. Adam öldürmüyor... Sadece bu kasılıp, gevşemelerle bebeği  de kendinizi de doğuma hazırlıyorsunuz ve doğal olarak anneliğin ilk zorlu aşamalarından biri olan doğum sınavına da girmiş oluyorsunuz.


 ( * )


Evet ağrı konusunu işledikten sonra şimdi gelelim bir diğer önemli meseleye yani Doğumdan Önce Su Gelmesi meselesine....

Nedir bu su derseniz? Bebeğinizin karnınızın içinde oluştuğu andan itibaren, doğum süreci gerçekleşene kadarki geçen süreçte, her türlü tehlike ve dış etkenlere karşı kendisini koruduğu keseciğin içerisinde yer alan sıvıdır bu “SU”. Yani oldukça mühim ve önemli bir görevi vardır.

Doğumdan önce aniden, daha önceden gelişini hissettirmeden, sizin kontrol edemeyeceğiniz bir şekilde, idrarınızın geldiği haberini alır gibi tuvalete koşar ancak tutmaya çalışsanız da başaramadığınız, bacaklarınızın arasından akan türde bir sıvıdır. Miktarı da oldukça çoktur. Ancak bu kimi durumlarda sızıntı şeklinde, kimi durumlarda da bardaktan boşalırcasına olabilir. İdrarınızı tutmada kendi kontrolünüzü kullanabilirsiniz ancak bu suyu tutmada hiç bir şey yapamazsınız. Yani benim suyum aynen böyle geldi. Bir gece yemekten sonra önce beni bir ateş basmalar başladı, sonra küçük küçük gıdıklarcasına ağrılarım oldu. Oturduğum yerden bir kalktım, çok tuvaletimin geldiğini fark ettim, tuvalete gittim ve hatta giderken suyum gelmeye başladı ve tuvalette de sonlandı. J

Peki bu durumlarda ne yapıyoruz?

Monday, 29 May 2017

Bebek Arabası Seçimi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler !!! Bu Yazımı Okumadan Bebek Arabası Almaya Gitmeyin Derim...

Evettt...

Hazır bebek ve çocuk ürün tavsiyeleri ile gidiyorken, en baba kalemi de unutmayayım dedim ve sizler için deneyimlerimi yeniden bu yazıyla paylaşayım istedim.

Bu yazıyı yazarken çok eğlendim ne yalan söyleyeyim, ama çok faydalı bilgi var içinde okumadan ve okutmadan geçmeyin derim. Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakınca aklıma neler neler geldi;


"Baksana şu bebek arabasına, ne kadardaaaa güzel...."
"Arabam şekil,önümden çekil"

Hepimize olmuyor mudur, alış-veriş merkezinde, bir parkta yada bir yerlerde yemek yerken yanımızdan geçerken gözümüze çarpan, endamlı, şaşalı arabaları, biran için gözümüzde büyütüp, kendi arabamızı küçük gördüğümüz, daha az havalı ve şekilsiz bulduğumuz olmuyor mudur? Kabul edelim oluyor. Elbette oluyor, iyi de arkadaş araba var araba var. Birine veriyorsun 500 TL öbürü istiyor 5.000 TL. İkisi arasında ne fark mı var? İnin inin azıcık aşağıya, yazının en ortasında tam da bu konuya girdim... 

Aslında başlangıçta önemsiz gibi gözüken, alış-veriş listelerinde son sırayı takip eden, genelde de dört gözle birinden bize de bir araba kalsa da onu kullansak denilen bir araçtır :) Ve hatta çoğu zaman şu cümleleri de duyarsınız:

Annelerden;

"Dur daha çocuk azıcık ele avuca gelmeden ne bebek arabası"
"Kızım önce şu eksiklerini tamamla, bebek arabası en son..."
"Ohooo ona sıra gelene kadar şunu aldın mı? Bunu yaptın mı?"
"Bekle bak Ayşe Hanım'ın torunu büyüdü artık, seninki de arabaya binecek zamana gelene kadar ,onlar zaten onu kullanmaz, isteriz, alırız onlardan"

Taze Babalardan;



" Bebek arabası ..... TL mi? Yok artık sanki bir Ferrari satın alıyoruz. Boşversene gel biz bildiğimiz yerden ucuza alalım."
"Altı üstü bebek arabası, dur bakalım sevip binebilecek mi? Ya binmezse..."


"Gidip büyük araba almaya gerek yok, bak arabanın bagajı da küçük, sığdıramayız boşuna para harcamayalım."
"Gidip en büyük arabayı almayalım, bak zaten evde de yer yok, apartmana koysak biri çalıp götürür, bir dünya para verdiğimizle kalırız..."
"Şeyyy acaba Melike'lerden mi istesek, onların çocuk da büyüdü, soralım bakalım eğer kullanmıyorlarsa onlarınkini alalım. Her şeye para harcamayalım valla tükendik Hanım..."
"Hediye mi aldırsak birine??? Ne dersin hayatım?"

Gerçek Annelerden;


"Seni dinledim gittim Melike'nin arabayı aldım ama hiç içime sinmedi. Gidip yenisini mi alsak...."
"Almışken en iyisini alalım bak ikinci, üçüncü çocukta da kullanırız anlaştık mı? Kaliteden ödün vermek yok? Neyse ne alacağız?"
"Pusetli mi alsak? Pusetsiz mi?
"Şu marka mı alsak bu mu?"



"Hangisi şekil, önümden çekil... Dış görünümde önemli ama değil mi hayatım? Bak bu daha güzel bunu alalım haydi..."
"Araştırdım baktım, piyasanın en iyisi bu imiş. Bunu alıyoruz..."
"Çocuğum için almışken en iyisini alacağım tabiii... Neyin mukayesesini yapıyorsun benimle?..."
"Geçenlerde Ayşe'lerin arabayı gördüm çok kullanışlı idi (hikayede asıl tema, araba jigs geldi, annenin gözünde bir an Belgrad Orman'larında o arabayla yada Boğaz'da sahil yürüyüşü yaparken kendini hayal etti ve sırf süksesi için alalım dedi...), ...."

Haydı gelin hanımlar, beyler birbirimize açık ve dürüst olalım şimdi...

Yazarken bile çoğu cümlesine gülüp geçtim bebek arabası için, iş ciddiye binince biz anneler ve babalar böyle gülüp geçemiyoruz değil mi? 

Her zaman söylüyorum yine söyleyeyim istedim. Hayatta herkes birilerimiz kadar şanslı olamayabilir. Malın iyisini alan iyi anne, alamayan kötü anne mi oluyor? Tabii ki de "HAYIR" İmkan ve şartlar ne ise, bütçemize, bebeğimize ve kullanım açısında da kendimize uygun olanını tercih etmek asıl öne çıkan öğe. Bence gerisi hikaye...

Bizde bu zamanlar araştırma yaparken, kafayı yiyecektik... Her kafadan bir ses çıkıyor. Bebek arabaları fiyatları almış başını bitiyor. 5.000 TL'ye kadar bebek arabaları varmış, sanırım Scooter motosikletler bile daha uygun fiyatlı... Hay Allah'ım yarabbi nasıl çözeceğiz bu konuyu dedim. Sonrasında tıpkı şimdi sizler gibi bu satırları zamanla ben de okuyup, arşınlamış biri olarak, kendi şartlarımıza daha doğrusu olması gereken, abartısız ve mübalağasız bir bebek arabası modeli seçmeye ve araştırmaya başladım.

Peki Nedir Bebek Arabası Seçimi'ndeki Altın Kurallar?... Nelere Dikkat Edilmeli? Ne Tercih Edilmeli? (İşte sizlere hap bilgiler)

Wednesday, 24 May 2017

Bebek ve Çocuklar için Hangi Ateş Ölçer Tercih Edilmeli? Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Hususlar...

Merhabalar,

Şöyle söyleyeyim, anne olduktan sonraki benim için en hassas ve de en önemli konuların başında bebek ve çocuklardaki hastalık sırasında baş etmeye çalışılan “ATEŞ” gelir. Çok korkarım ve hatta çekinirim , olası kötü şeylerin başımıza gelmesinden.  

Aslında iyi gözüken bir şey gibi tanıtılır ATEŞ ... Bebek/Çocuk bağışıklık kazanıyor, vücudu mikroplara karşı direnç sağlıyor. Yüksek ateşte mücadele sanki daha güçlü yapılıyor gibi bilinir toplumda hep. Evet belki doğruluk payı var ama bir de bunun tam tersi ve öylece kötü yaşanmışlıklar var ki, hiç de öyle kendi haline bırakılacak bir durum değil bu konu.


Bu yazıyı özellikle yazıp paylaşmak istedim ki, her şeyin en iyisini ve en güzelini düşünüp, çocuklarımız için yapmaya çalışırken, neredeyse çoğu şeyi yoktan var edip, onlar için alıp, yapmaya çalışırken, varsın üç beş kuruş pahalı olsun ama söz konusu “ATEŞ” ise en iyisi olsun diyerek yazıp, sizinle kullandığım ürünü paylaşmak istedim.

Ayrıca uzun zamandır belirtmek istediğim bir başka husus daha var ki, bilin ki yazılarımın hiç biri ticari bir kaygı içermiyor. Bir firma yada ürün adı veriyorsam bu o ürünü kullandığım ve memnun kaldığım için sizlere verdiğim bir tavsiyeden öte bir şey değildir. Ne firmaların yazdığım yazılardan haberi vardır ne de benim onlardan bir beklentim...

                      

Bu sebeple ve yine gönül rahatlığıyla yazıyorum sizlere bu konudaki tecrübe ettiğim ve şiddetle memnun kaldığım ateş ölçeri. Öncelikle şunu belirteyim ki, kullanmadığım tipte ateş ölçer kalmadı. Makattan mı ölçen, alından mı ölçen, koltuk altından mı ölçen.... Hemen her birini kullandım ama Braun Marka Termoscan bu ateş ölçer kadar hiç birinden memnun kalmadım. Tam hastahane tipi, kulaktan ölçüm, değişebilir başlık, dahili hafıza, kayıt tutma, hazır olduğunda ölçüm için ikaz ışık ve sesli uyarımı ile bence müthiş. Bir tek eleştirim olabilir, sadece gece ölçümlerinde karanlık bir odada iseniz, ölçümü okumakta zorluk çekiyorsunuz. Ama onun dışında 2 kalem pille çalışan fevkaledenin fevkinde bir ürün.

                           
İki oğlumda da aynı ürünü kullanmaya devam ediyorum. Aynı zamanda da dayanıklı da. Bir kez bayağı kötü mermer bir zemine düşürmeme rağmen bile bir şey olmadı. O derece sağlam yani yada benim şansım yaver gitti bilemiyorum JJJ

Bu arada aklımdayken ve unutmadan ateş ölçerle ilgili bir kaç deneyimimi daha paylaşayım sizinle;
  1.          Çocuğunuzun ateş ölçümünü teyit etmek için, kulak başlığını değiştirip, yeni bir başlık takarak, bir de kendi ateşinizi aynı şekilde ölçün ve makinenin doğru ölçtüğünden emin olun. (Eğer ölçüm ile ilgili bir şüpheniz varsa...)
  2.       Eğer bebek yada çocuğunuz hasta, örneğin evde ölçtünüz ateş 39.4 derece çıktı hastaneye gittiniz 38.3 . Bazen böyle durumlarlada da karşılaşabilirsiniz. Bu sebeple doktora ateşle giderken de muhakkak ateş ölçerinizi yanınıza alın ve hem kendi ateş ölçerinizin doğru ölçüp ölçemediğini kontrol edin, hem de hastaneninkinin doğru ölçüp, ölçmediğini teyid edin. Bazen hastahanelerde ateş ölçerlerin kalibrasyon zamanını geçiriyorlar ve doğru ölçemeyebiliyor. Yada illa doktorun ölçtüğü doğru çıkacak diye bir kural yok unutmayın, neticede onlarda manuel ve pille ölçüyorlar siz de. Sizin başınıza gelenler, onlarında başına gelebilir. Bu yüzden muhakkak ateş ölçerinizi her daim yanınızda taşıyın.

Saturday, 20 May 2017

Yabancı Ülkede Nasıl Sosyalleşirsiniz? 30 Madde'de Hayatınızı Değiştirecek Fikirler...

Hindistan Mumbai'den Selamlar,

"Namaste"...


(* Resimdeki Ben tabii ki *)

Bu yazım yurtdışında ikamet etmeye başlamış, anneler ve kadınlar için. Tamam beylerde isterlerse okuyabilirler, herkese göre bir şeyler var. Epeydir gene bebek-çocuk yazıları ile devam ediyordum, bu sefer biraz ara verip, kendimize de bakalım istedim.

Buraya geleli tam 5 ay oldu. Geçenlerde düşündüm ve dedim ki kendi kendime, “Hey gidi Fidan, ilk geldiğinde nasıldın? Şimdi nasılsın?”... Harbiden de ama, resmen evrim geçirdim diyebilirim. Şimdilerde Hindistan Mumbai’nin girip çıkmadığım deliği kalmadı, alış-verişlerin aranan gözdesiyim, kim kime ne hediye alacaksa, bir şeye ihtiyacı varsa, pazara gidilecekse, bir mekana gidilecekse aranıp sorulan insanı oldum buralarda...

Bu arada bilmeyenler için yeniden söyleyeyim, evet çok radikal bir kararla, Eşim Emre’ye gelen bir iş teklifini kabul edip, çıktık dünyanın bir ucuna Hindistan’a geldik. Kiiiii, gelene kadar dinlemediğim kötü hikaye ve ülke ekonomisi,yapısı da düşünüldüğünde hastalık vs. kötü serüven kalmamıştı ki, buna rağmen bir büyük cesaret ve riskle çıktık geldik buralara hem de iki çocukla...

Pişman mıyım? Tabii ki de kesinlikle kocaman bir “HAYIR”. Ben burada her yerde olduğumdan çok daha mutluyum. Neden mi? En büyük dua mabedim “Ailem”le birlikteyim. En başta mutluluğuk kaynağım bu. Sonra, sonrasına gelince Hindistan benim yeni taktığım adla “Farkındalıklar Ülkesi”... Burada insan ölürken bile huzurlu ve mutlu ölüyor. Seveni çok seviyor ama sevmeyeni de asla sevmiyor. Neden mi? Önyargılarınızı da çantanıza atıp gelirseniz, burada münkün değil mutlu olamazsınız, hele bir de pislik, hastalık, afedersiniz ot, b.. kafaya takarsanız da kafayı yiyip gidersiniz buradan. Ben şöyle söyleyim, ölüyorum burası için ölüyorum.

Aşk,huzur,felsefe,inanç,meditasyon,sevgi,bağlılık,mutluluk,ilahi güce olan yakınlık çabaları, festivaller, tatiller, yoga,doğa,... nesi nesi yok ki...  Şükür bin şükür diyorum her günüme...

Peki gelelim ben buralarda nasıl dikiş tuturmaya başladım kısmına. Şimdilerde kaçırdığım festival, organizasyon,etkinlik,kermes,açık alan organizasyonu,... kısacası hiç bir şey yok gibi. Gibi de gel de iki çocukla hepsine katılmaya çalış. Arada kaçırdıklarım da oluyor çokça :):):)


Peki nasıl oldu da, kendimi buralılar gibi her şeyin içinde buldum. Gelin size de hangi ülkeye giderseniz gidin, işe yarayacak trick-trackları vereyim JJJ Ama valla sonra rehberlik ücretimi alırım... Hesap numaramı aşağıda veriyorum... :):):) 

  1. Akıllı telefon kullanıyorsunuz, yapacağınız öncelikli iş bulunduğunuz ülkenin saat dilimine geçtiğinizden emin olun.
  2. Google harita konumunuzu bulunduğunuz yere göre ayarlayın.
  3. Facebook kullanın ve ana sayfadaki etkinlikleri günlük olarak takip edin. Çünkü bu sosyal ağlar sizden, bizden akıllı hemen bulunduğunuz yere göre yani ülkeye göre nerede ne etkinlik var, tüm açık-kapalı etkinlikleri sizin için ayağınıza kadar getiriyor diyemiyorum ama gözlerinizin önüne seriyor.
  4. Yine bir diğer popüler sosyal medya kanalımız instagram. Hesabınızı açtığınızda yine eğer hesap ayarlarınız kapalı değil ise reklam ve sponsor haberlerini almaya, hemen hemen her türlü mağaza, restaurant,hastane,alış-veriş yeri ve çok çeşitli etkinliklere bu kanalla da ulaşabiliyorsunuz.

Friday, 19 May 2017

Hangi Tip Kanguru Seçilmeli? Kanguru Seçimi Yapılırken Nelere Dikkat Edilmeli?

Merhabalar,

Gelelim bir başka önemli meseleye, yani kanguru seçimine... 

Bebeğiniz doğduktan sonra değişmeyecek önceliklerinizden biri de kanguru olacak. Neden mi? ilk zamanlarda bilinenin tersine yani bebeğin kucağa alışması, kucakçı olması gibi görüşlerin tabansız iddialarına karşı, bebek ve annenin ten teması ve hatta sürekli bir arada kucak kucağa olmaları bilakis aralarındaki bağı güçlendireceği gibi, duygusal gelişimin, farkındalığın ve güven duygusunun da birliktelik bağları içerisinde gelişip, kuvvetlendiği sonucuna bir çok çalışma ve bilimsel yaklaşımla varılmıştır.

Eskiden herkes, şimdilerde bizler kadar şanslı mıydı dersiniz? Hiç zannetmiyorum... O zamanlar tarlalarda, köylerde çalışan kadınlarımız doğumlarını bile bir ağaç altında gerçekleştirirken, nerede bulsun şimdiki modern kanguruları, yok efendim lastik kumaşlı adı bilmem neyse bebeği sarıp, anneye bağlayan envai çeşit şeyleri...





O dönem yoklukta, uzun kollu gömleğini, yatak çarşafını, kocanın eski pijamalarını kadınlar, işte bu kanguru dediğimiz şeyler için kullanıyor, çalışmak da zorunda oldukları için, bebeleri kendilerine bağlayıp, tarlaya, bahçeye, tütüne gidiyorlardı. Şimdi Hindistan Mumbai’de yaşıyoruz, ancak inanın burada hala halk böyle yapıyor. Sokaklarda kadınlar bizlerin şimdilerde bebelerimizin poposunu sildiğimiz kolonyalı mendil markası yada bebek bezi ve türevlerini düşünüp tartışırken, onlar burada çocuklara hiç bir şey giydirmeden gezdiriyorlar. Ellerindeki ter bezi ile alın terini sildikleri gibi, çocukların sümüklerini, hatta yemekten sonra kirlenen ağızlarını bile aynı bezle silip geçiyorlar.


Yani demem o ki hanımlar, elbette teknoloji ve hayat yerinde saymıyor ve ilerliyor, bizlerde çağın getirdikleri ile hayat kalitemizi ve standardımızı değiştiriyoruz ancak çok da abartmamak lazım gibi diye düşünüyorum. Yani kangurunuz yoksa da dünyanın sonu değil, bir lastik çarşafa bile bebeğinizi sarıp, mis kokulu kucağınızda gezdirebilirsiniz.

Hangi anne istemez sanıyorsunuz çocuğuna daha iyisini sunmayı? Ama sunamadı diye de iyi bir anne olamadı demek doğru olmaz sanırım. Biraz da bazı şeyleri abartan ve piyasayı bu derece hareketlendiren bizleriz diye düşünüyorum. Ve bu zaafiyetimizi gören ticari faaliyetlerde hemen boşluğu her geçen gün yeni bir şey icat ederek dolduruyorlar, sağolsunlar...

Neyse gelelim biz gene konumuza; eğer evde kendi imkanlarınızla bir kanguru icat etmek yerine yeni bir kanguru almak isterseniz; “Hangi tip kanguru seçilmeli?”’yi gelin beraber inceleyelim;

Saturday, 13 May 2017

Peki Bebekler için Yürüteç mi yoksa Hoppala mı? Nedir İkisi Arasındaki Farklar? Hangisi Tercih Edilmeli yada Edilmemeli mi?

Merhabalar,

Öncelikli iki çocuklu bir anne olarak yine sizlerle ilginç bir deneyimimi paylaşmak istedim. İlk oğlum Ali Kerem yaşını yürüyerek karşılasa da, ikinci oğlum Mazhar Alp bu kadar aceleci davranmadı. Biraz tembellik ve rahatlık vardı :) Bulmuştu işin kolay yolunu, poposunun üzerinde emekleye emekleye bütün evi dolaşıyordu. Gene de hakkını yemeyeyim oğlumun 14 aylıkken yürüdü :):):)

Tabii bu süreçte hafif kaygılansak da, hemen herkes gibi aynı soruyu ben de yönelttim Çocuk Doktoru'muza... Neden yürümüyor? Acaba bir yürüteç mi alsam, yürümeye teşvik etmek için? Ne yapsak acaba dedim?

- Dur yahu dedi. Her çocuk bir değildir. Kardeş bile olsalar kıyaslama yapma, bırak istediği zaman yürüsün çocuk. Elbet vakti gelince yürüyecek o da, ne acele ediyorsun dedi.

Anneanneme soracak olursanız; Dur kızım daha Allah ona daha izin vermedi, elbet günü gelecek, yürüyecek bak bakalım o zaman tutabilecek misin ? :):):) 

Aslında her iki söylemde aynı kapıya çıkıyor, vakti gelince her çocuk yürüyecek... Korkmayın, panik yapmayın, telaşlanmayın.... O zamanlar araştırırken 2 yaşına kadar bile yürümeyen çocuk duymuştum. Demek ki, vardı bir zamanı...

Peki bu konuda ne yapmalı ne yapmamalıydı?



Ancak gelelim konumuza, daha doktora "yürüteç" kelimesini ettiğimde... -"Hayır Fidan" dedi. Neden dedim? 
  • Yürüteçler çocukların uzun süreli oturabileceği, vakit geçirebileceği alanlar değildir,
  • Yürüteçler uzun süreli kullanımlarda kalça kemiği çıkığına sebebiyet vermektedir (Kalça yapıları tam gelişmeden, tüm vücut ağırlığının simetrik ya da asimetrik olarak kalçalara yüklenmesi sonucu kalça problemleri oluşabilir.)

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?


Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir.
Anneler günü’nüz kutlu olsun!
Anneler ve anne adayları!
Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız?
Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim.

İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Tuesday, 2 May 2017

Ev Tipi Oyun Halısı Seçimi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler !!!

 Merhabalar,


Yine başka bir muamma konusu olan,akılları karıştıran ve ebeveynleri saatlerce mağazada seçimi ile oyalayan başka bir bebek ekipmanına geçelim yani “Oyun Halısı ve Seçimi” konusuna...


Niye böyle diyorum ve yazıyorum, Ali Kerem’im yani ilk oğlum dünyaya geldikten sonra, ana kucağından hariç, rahat dönebilsin, oyun oynayabilsin, zeka,motor,fiziksel ve duygusal becerilerini geliştirebilsin (çok teknik oldu bu kavramlar ama en popüler ve trend isimleri böyle) diye böyle bir oyun halısı alalım dedik. Ve kalktık bir bebek mağazasına gittik, alalım seçelim derken 2,5-3 saatimiz aslında bu çok basit gibi gözüken bir oyun halısı seçimi için gitti.

Sonrasında biz halıyı aldıktan bir kaç hafta sonrasında hediye olarak başka bir oyun halısı gelmesin mi? JJJ

Gelelim şimdi ev tipi oyun halısı almanın avantajlarına;
  • Siz evde kısa süreli de olsa başka bir iş ile uğraşırken, bebeğiniz kendi kendine bu halı üzerinde vakit geçirebiliyor,
  •     Kafasını dik tutma, dönebilme kabiliyetlerini geliştirmesi için yardımcı oluyor,
  • Duyusal ve zeka gelişimi için objeleri tanıma, onlardan çıkan sesleri algılama ve bu ikisi arasında bir bağ kurmasını sağlıyor,
  • Eğlenceli vakit geçirmesini sağlıyor,
  •  Eğlenirken öğrenmesini de geliştiriyor,
  •  Farklı dokulardan oluşan objelere dokunarak, dokunma duygusunu ve her nesnenin farklı bir dokuya sahip olduğunu anlamasını sağlıyor,
  •  Objeleri tutma ve el-göz koordinasyonunu geliştirmesine yardımcı oluyor,
  • Objeleri elle kavrayabilme ve uzun süre tutabilmesine olanak sağlama( el kaslarının gelişimine destek sağlaması),
  •  Renkleri tanımayı kolaylaştırma,
  • Objeler yada görseller arasında karşılaştırma yapabilme,
  • Tüm bu özellikler sayesinde zeka gelişimi, motor becerileri, fiziksel ve duygusal becerilerinin de gelişimine katkı sağlıyor,
  •  Bebeğe bir yaşam alanı sağlanarak, sınırları belli olan bu halı içinde, kendi kendine güvenle ve hep aşina olduğu bir ortamda oynayabileceği bir ortam sağlamanın verdiği güven duygusu ve
  •  Misafirliğe gittiğinizde istediğiniz yere açabiliyor ve çocuğu top gibi kucaktan kucağa gezdirmek yerine ona da bir yaşam alanı sunma imkanı vermektedir.

Peki Ev Tipi Oyun Halısı Alırken Nelere Dikkat Etmeli?

Yeni Nesil Yatay Derin Dondurucu UED 210 A++


Üstten kapaklı derin dondurucuları kullanmanın çok pratik olduğunu biliyor muydunuz? Kendim de denedikten sonra, bunun doğru olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Derin dondurucu satın almadan önce, hangi marka olacağına çoktan karar vermiştim: Uğur Soğutma. Türkiye’nin ilk derin dondurucusunu üreten firmadan başka bir tercih zaten yapamazdım. Ancak model konusunda kararsızdım. UED 210 A++ isimli yeni modeli görünce, denemeye karar verdim. Rahatlıkla söyleyebilirim ki hiç pişman olmadım ve bir derin dondurucuda aradığım her şeyi bulabildim. 


UED 210 A++ üstten kapaklı, yani yatay bir derin dondurucu. Kapağın üstte yer alması, müthiş bir kullanım kolaylığı sunuyor. Besinleri üst üste istifleyerek hem yerden kazanıyor, hem de depolama alanını maksimum verimlilikle kullanabiliyorsunuz. Sade, dayanıklı ve ergonomik bir tasarımı var. Hani “nesiller boyu kullanabilirsiniz” derler ya, derin dondurucuya bakar bakmaz aklınıza bu geliyor. Kapakta yer alan aydınlatma sayesinde, içini rahatlıkla görebiliyorsunuz. İçi demişken, tel sepet kullanarak daha düzgün bir şekilde istifleme yapmanız da mümkün oluyor. 


Ancak UED 210 A++ modelinin asıl ilgi çekici yanları, iç hacmi ve yalıtım üstünlüğü. Derin dondurucunun iç hacmi tam 190 litre. Ne kadar kalabalık bir aile olursanız olun yeterli gelecek bir büyüklük bu. Birden fazla aileye rahatça yetecek miktarda besin ve gıdayı, -25 derecede mevsimler boyu saklayabiliyorsunuz. Yalıtımı ise kelimenin tam anlamıyla mükemmel, hatta o kadar iyi ki, elektrik kesilse bile içindeki gıdaları tam 48 saat boyunca koruyabiliyor. Ses seviyesi ise son derece düşük, sadece 38 dB. Bir fikriniz olması için söyleyeyim, buzdolaplarının ses seviyeleri 40 db’den başlıyor. Yani çalışırken hemen hemen hiç ses çıkartmıyor. 
A++ enerji sınıfına ait olması da, bir başka avantajı. Hiç kapatmadan kullansanız dahi, elektrik faturanız gereksiz yere kabarmıyor. UED 210 A++ yatay derin dondurucu modelini satın almak için evinizden çıkmanıza bile gerek yok; https://satis.ugur.com.tr/item/ued-210-a/100005 adresinden 12 taksitle sipariş verebiliyorsunuz. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Saturday, 29 April 2017

Ev Tipi Ana Kucağı Seçimi ve Önemli Bilgiler !!!

Merhaba,

Gelelim gene akılları karıştıran, ama çocuk doğduktan sonra olmazsa olmaz alınması gereken bir başka şeye yani Ev Tipi Ana Kucağı Seçimi’ne...


Neden alınması gerekli avantajları ne derseniz?

Çocuğu bütün gün kucağınızda gezdiremeyeceğiniz için, fizyolojik olarak rahat etmesi amacıyla ergonomik ve belli bir kilograma kadar taşıma kapasitesi olan ana kucakları;

1.     Bebeğin konforu ve rahatı için,
2.     Müziklerle eğlenceli vakit geçirebilmesi için,
3.     Oyuncakları ile oynayarak vakit geçirebilmesi için,
4.     Işıklı ise, renkli yanıp sönen ışıklar ve müzik eşliğinde rahatlaması ve oyalanması için,
5.     İstenildiği takdirde ancak sıklıkla olmamak kaydıyla uyuması için,
6.     Desteksiz oturduğu dönemlerde ayarlanabilir oturma pozisyonu ile yemek yedirilebilmesi için,
7.     Hareketlenmeye başladığı dönemlerde koltuk ve kanepe üzerinde bırakılamayan bebekleri oyalamak için gereklidir.

Peki ana kucağı alırken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

En ama en öncelikli dikkat edilmesi gereken şey, lütfen böyle bir niyetiniz var ve ana kucağı alacaksanız, almaya giderken bebeğinizle birlikte gidin. Hepsine yada beğendiklerinize bebeğinizi oturtturun ve hangisinde daha rahat ettiğini, konforunu ve biraz da onun yönlendirmesini dinleyin, size düşen sadece aşağıda bahsettiğim teknik konulara dikkat etmeniz...

1.     Aslında sizden çok burada çocuk seçici gibi gözükse de bazı çocuklar bu tip ana kucaklarının titreşimli olanlarında oldukça rahat edip, uyuyabiliyor ancak her çocuk için geçerli değil yani titreşimli değilse bile dünyanın sonu demek değil.
2.     Bazıları sağa sola, yukarı aşağıya bir titreşim eşiğinde sallanıyor, bence gereksiz lüks, sonuçta bu bir beşik değil sadece çocuğun güzel vakit geçirip, tabiri caizse tıpkı kendini ana kucağında gibi hissedebileceği bir şey.

Friday, 28 April 2017

Çocuğum için Hangi Mama Sandalyesi'ni Almalıyım?

Selam,

Yine ben ve bu sefer bambaşka bir konu... Tam da bu konu üzerine bir ürün geliştirmiş, sonra da patentini almış ve hatta şimdilerde de satışını yapan biri için mama sandalyesi ne olursa olsun, yeter ki bebeklerin karnı doysun sloganımla sizlere MAMAPED'i bir kez daha hatırlatayım (MAMAPED marka olarak da ürün olarak da tamamen benim tasarımım bir ürün olup, tanıdıktan ve kullanmaya başladıktan sonra bırakamayacağınız bir ürün olacak. daha detaylıca incelemek isterseniz buyurun tık tıkkkk....) ve ardından da mama sandalyesi seçimi konusundaki görüşlerimi yazayım istedim. 


Ali Kerem'de başlayan acemilik dönemini üzerinden atmış ve Mazhar'la devam eden mama sandalyesi maceramızda ilk deneyimden sonra ne kadar da anlamlı ve yerinde bir karar verdiğimizi anlayan bir anne olarak şimdi sizlere durumu şöyle özetlemek isterim.

Bebeklerde katı gıdaya geçiş en erken 4 aylıkken başlayıp, zamanı beklediğinde 6 ay ve sonrasında devam eden bir süreç olarak değerlendirildiğinde, 4-6 aylık arası bebeklerin daha tam destekli ve kendi kendilerine de oturamadıklarını da düşünürseniz;

1. Alacağınız mama sandalyesi, bir çok pozisyon alabilir, istenirse hafif eğimlendirilebilir yada yatırılabilir olmalı,

2. Mama sandalyesi oturak kısmında olmazsa olmazlardan en önemli şey, bebeğinizi yada çocuğunuzu düşmeye karşı koruyacak olan güvenlik kemerlerinin olması. Her şeyi atlayın ama bunu atlamayın lütfen...

3. Bir diğer önemli güvenlik unsuru da; mama sandalyesinin ayaklarının sağlam, dengede ve iyi bir şekilde yere bastığından emin olun. Bebeğiniz yada çocuğunuz biraz daha hareketlenince kendini geri atmak isteyecek, sallanacak, mama sandalyesinden kalkma çabalarına girecek ve bu süreçte mama sandalyesinin dengede ve ayaklarının üstüne sağlam basıyor olması oldukça önem kazanacak.

Thursday, 27 April 2017

Yabancı Bir Ülkede yada Ülkemizde Ebeveynler ve Ana Okuluna Başlayan Çocuklar için Müthiş Bilgiler / Sadece Bu da Değil Hepimiz İçin Faydalı Bilgiler...

Hindistan Mumbai'den Merhabalar,

Geldiğimizin 3. haftası ve 3. Pazartesi'si olan 16.01.2017 tarihinde Ali Kerem'i, yaptığımız okul araştırmaları neticesinde en uygun fiyatlı, eve ve işe en yakın olan, konum ve yer olarak da bir çocuğu mutlu edebilecek bir bahçe, açık alan ve sistematik bir düzene sahip ve yine uluslararası bir okul olan Alman Okulu'na verdik.


Okula verdik deyince de yanlış anlaşılmasın, ana okuluna verdik :) Türkçe'den başka bir dil bilmeyen, bilmediği ülkede, bilmediği okulda, bilmediği arkadaşlar ve öğretmenlerle yeni bir düzene adapte olmasını sağlamaya çalışmakla başladı ilk günlerimiz....

                                             


Bu süreçte yaşadıklarımızı özetlemek, öğrendiklerimizi anlatmak, çıkardığımız sonuçları paylaşmak adına da bu yazıyı şimdi sizlerle paylaşıyorum. İlla çocuğunuzun yabancı bir ülkede olması gerekmiyor aslında bazı ana sonuçlara varmak için, bu yüzden herkesin okuyup, kendince ders çıkarabileceği,başka bir ülkeye taşınma yada taşınmış olan ebeveynlerinde yaşadığı sorunlara ışık tutabileceği çok güzel şeyler var bu yazımda. Hem okullar için, hem çocuklar için ve hem de tabii ki biz ebeveynler için...

.....



Hem de hiç kolay olmadan başlamışken...

1. Gün:

" Kesinlikle okula gitmeyeceğim Anne..."
"Beni evde bırakın siz ne yaparsanız yapın!!!"
"Ben buradaki hiç bir okulu sevmedim."
......

Wednesday, 12 April 2017

Daha Uzun Süre Anne Sütü ve Ülkemizdeki Anne Sütü ile ilgili Bilinen/Bilinmeyen Her Şey için Hadi Sende Anketimize Destek Ver !!! ve Bir Umut Işığı Ol....

Merhabalar,

Uzunca bir zaman önce başlattığım ve bir çok blog yazımda da bahsettiğim bir konu var ki, oldukça hayati bir önem taşıyan "ANNE SÜTÜ". Çoğu anne adayının daha gebelikte tasasını taşıdığı, acaba;


(*** Bu fotoğraf ne de güzel anlatıyor aslında ANNE SÜTÜ ile ilgili her şeyi... Gördüğüm andan beri çok şey var aklımda yazılacak ve anlatılacak. Ama sadece ben değil, hep beraber anket sonuçları ile yazacağız, kendi ülkemizde neler olup bittiğini, kimlerin başından neler geçtiğini ve bir başka bebeğe nasıl umut olabilirizi? )
  • Çocuğumu emzirebilecek miyim? 
  • Sütüm yeterli olacak mı? 
  • Nelere dikkat etmeyelim?
  • Nasıl beslenmeli miyim? 
  • Günde ne kadar su içmeliyim? 
  • Ne yersem sütüm artar, kalitesi artar? 
  • Emzirirken de pompa kullanmalı mıyım? 
  • Günde kaç kere sütümü sağmayalım? 
  • Sağdığım sütü nasıl depolamalıyım?
  • Çalışmaya başlayınca gün içerisinde ne kadar süt sağmalıyım? 
  • Anne sütü artıp azalan bir şey midir? 
  • Anne sütüne neler etki eder?
  • Ya sütüm yetmezse, bir süt annesi mi bulmalıyım? yoksa
  • Süt bankalarına mı başvurmalıyım?
  • Emzirme kampı nedir?
  • Anne sütünü nasıl arttırırım?
  • Emzirirken hangi vitaminleri kullanmalıyım?
  • Emzirirken besin takviyesi almalı mıyım?...................
gibi gibi bitmek tükenmek bilmeyen soruları taşımaya başlar ve doğumdan sonra da tüm bu soruların içinde kayboluruz. Ve bazen o kadar çaresiz kalırız ki, çevreden ne duymaya başlarsak, doğru-yanlış hepsini de bir bir uygulamaya başlarız. Aslında hepimizin başından geçenler ortaktır ama sanki hepimiz ilk defa bizler yaşıyormuşuz gibi bu sıkıntıları, hayıflanır durur ve ne yapacağımızı bilmeyiz. 


Aslında bende bu sebeple ve bu konudan mevzu bahisle yola çıkarak, bir anket düzenledim. Anketin konusu da "ANNE SÜTÜ"


Bu linki kullanarak ve 2 dakika vaktinizi ayırarak sizlerde bana destek olabilir ve sonrasında yapacağım paylaşımla; aslında "ANNE SÜTÜ " ile ilgili bazı gerçekleri ve yapılan uygulamaları-deneyimleri görerek, birbirimize destek olacağımız bu süreçte belki de birimizin deneyiminden yararlanarak, bu zamana kadar denenmemiş ve yapılmamış bir şeyi keşfederek, birbirimizin kılavuzu olabiliriz diye düşündüm.